Blog nedir? . . . Kendi blogunu oluştur ;)
 
Ağu
27
    
ekip | 27 Ağustos 2008 22:27 | 0 fav | etiket: , , , , , ,  

Şizofreni kısaca kişinin düşünsel ve duygusal davranışlarında değişiklik göstermesidir,kalıtsal olmadığı düşünülsede yapılan
araştırmalar bunun aksi sonuçlar verebilmektedir,yakından tanıyalım...
Şizofreni kendisini insanın dış görünüşünde, konuşmasında, duygularını ifade etmesinde, davranışlarında,düşüncelerinde yaptığı değişiklikler ve bunların toplumsal yansımalarıyla belli eder.

Başlıca belirtiler şu şekilde özetlenebilir:

Giyim-kuşama özen ve kendine bakım azabilir, alışılagelmişin dışında giyinme görülebilir.
Mimikler ve jestlerde azalma, çevrede olup bitenlere karşı ilgisizlik görülebilir. Bazılarında yüz ifadesi donuklaşabilir.
Bazı hastalarda konuşma bozulur. Dağınık ve muğlak olabilir. Yer yer kopmalar içerir, gereksiz ayrıntılarla doludur, belirli bir mantık örgüsü izlenmez. Bazılarında ise konuşma normal görünümdedir
İçine kapanma veya yakınlarına bağımlılıkta artma görülebilir. Amaçsız ve anlamsız davranışlar gösterebilirler. Hiç hareket etmeme, devamlı bir noktaya bakarak hiç konuşmama veya saldırgan davranışlar olabilir.
Hastaların çoğunda takip edildiklerini, öldürüleceklerini, aleyhlerinde komplo-tuzak kurulduğunu düşünme ve korkma görülebilir. Bir kısmı kendileriyle ilgili yayın yapıldığı düşüncesiyle çevreden, televizyondan gazetelerden rahatsız olabilirler.
Kimileri vücudunda değişiklik olduğunu veya bedensiz olduklarını düşünebilirler.
Bazıları kendileri ile konuşan, kendilerine emreden, hakaret eden, hareketleri hakkında yorum yapan sesler işitebilirler.
Bazı hastalar da da uyanıkken gözlerinin önüne çeşitli görüntüler geldiğini ifade edebilirler.
Bu hastalık toplumda ne kadar sıklıkla görülebilir?

Her 100 kişiden 1’inde görülebilmektedir.

Bu hastalığın sebepleri nelerdir ?

Biyokimyasal: Sinir aralığındaki ileticilerden bazılarının (özellikle dopamin ve serotonin) etkinliklerinin bozulması.

Genetik: Yakınlarında şizofreni hastası olanlarda şizofreni gelişme olasılığı normal insanlara göre biraz daha fazla olabilir.

Şizofreni tamamen iyileşir mi ?

Şizofreni tanısıyla tedavi olan kişilerin beşte birinde zaman içinde belirtilerin tamamen ortadan kaybolduğu saptanmıştır. Genel olaraksa hastalık yok olmaz, ancak hastaların büyük kısmında düzenli ve sürekli ilaç tedavisi ile önemli iyileşmeler elde edilebilir.

TEDAVİ

Tedavide öncelik ilaç kullanımındadır. Ancak şizofreniyle ilgili bütün sorunların çözümünde ilaç tedavisi tek başına yeterli olmamaktadır. Bu nedenle özellikle toplumsal yaşantıya ait yakınmaların çözümlenmesinde ailenin anlayışlı, destekleyici ve teşvik edici yaklaşımı, hastaya nasıl davranacaklarına dair hekimle işbirliği yapılması son derece önemlidir.


 



 
Ağu
27
    
ekip | 27 Ağustos 2008 22:25 | 0 fav | etiket: , , , ,  

Kısaca duygu bozukluğu olarakta adlandırabileceğimiz rahatsızlığı yakından tanıyalım..
Depresyon genellikle önemli olaylarla örneğin yakın bir arkadaşın veya akrabanın ölümü ile açığa çıkar.

Boşanma ya da ayrılık, iş kaybı veya maddi sıkıntılar ya da yaşlı insanların bir anda yalnız kalmaları da depresyon sebebi olabilir.

Kadınlarda depresyon bebek doğumu ile ilgili olabilir(doğum sonrası depresyonu).

Bazıları için hissettikleri durumun, görülebilir bir nedeni yoktur. Depresyonu harekete geçiren durum ne olursa olsun hiçbir olay depresyonun hafife alınmasını gerektirmez.

Diğer ilaçlarda da olduğu gibi antidepresanınızın bazı yan etkileri olabileceğini göreceksiniz ancak bunlar kısa zaman sonra kendiliğinden ortadan kalkacaktır.

Eğer tedaviden dolayı normal aktivitelerinizde bir zorlanma hissediyorsanız doktorunuza başvurun veya eğer tedavinizi yarıda kesme gibi düşünceniz varsa bunu da dokrotunuza danışınız.

Eski antidepresanlarda sıkça görülen yan etkiler : ağız kruluğu, görme bozukluğu, kabızlık ve kilo almadır.

Yeni antidepresanlarda görülen en yaygın yan etkiler ise. mide bulantısı, baş ağrısı, uykusuzlık ve sersemliktir.

Tedavi Süresi

Tedaviye başladıktan iki ya da üç hafta sonra kendinizi daha iyi hissedeceksiniz. Ancak kendinizi iyi hissetmeye başladıktan sonra tedaviye devam etmeniz çok önemlidir.

Dünya Sağlık Örgütü tedavinin 4 ay ile 6 ay arasında devam etmesi gerektiğinitavsiye eder. Bu süre depresyon geri dönme riskini azaltmaktadır.

Sonraki 6 ay

Depresyon tedavisi görürken, daha iyi olacağınızı akılınızdan çıkarmayınız. Doktorunuz şu anda sorununuzu tanımlamış ve bunun tedavi edilebilir olduğunu keşfetmiş bulunmaktadır. Siz ise bu yolda iyileşmek için devam etmelisiniz.

İlk Önemli Haftalar

Eğer bir antidepresan alıyorsanız ilk iki-üç haftanın hala zor geçtiğini göreceksiniz. İlacınızın etkisini göstermesi zaman alsa da etkisini göstermeye başladıktan sonra farkı anlayacaksınız.

Yan etkilerini göreceksiniz ancak bunlar bir hafta sonra kendiliğinden ortadan kalkacaktır.

3- Biyolojik Sebepler

Son 20 yıldır, bilim adamları düşüncelerimizi etkileyen beyindeki kimyasal maddeler üzerinde araştırmalar yapmaktadır. Bu kimyasallardaki dengenin bozulması kişinin duygu durumunu etkilemektedir.

Serotonin bu kimyasal maddelerin bir tanesi sayılmaktadır. Depresif insanlarda serotonin düşük seviyede olduğu gözlenmiştir.

4- Depresyon Tedavisi

Doktoronuz size uygun tedavi şeklini birçok faktöre dayanarak seçecektir. Bunlar: hastalığınızın ciddiyeti, görülen semptomlar, hastalığınızın süresi, alınan diğer ilaçlar ve yaşam tarzınız göz önüne alınarak saptanmıştır.

Bir türlü geçmeyen üzüntü ve rahatsızlık duygusu.
Hobileriniz ya da daha önce yapmaktan hoşlandığınız aktivitelerden aldığınız zevkte ya da ilginizde azalma.
Kilo ya da iştahta değişiklik.
Uyumakta zorlanma, çok erken kalkma ya da aşırı uyuma gibi uyku bozuklukları
Konsantrasyon yeteneğinde azalma.
Yorgunluk ya da enerji kaybı
Diğer insanlar tarafından gözlenen yorgunluk ya da hareketlerde yavaşlama.
Yaşam hakkında değersizlik, intihar veya ölüm düşünceleri gibi şikayetler doktorunuza depresyonu düşündürür.



 
Ağu
26
    
ekip | 26 Ağustos 2008 19:06 | 0 fav | etiket: , , , ,  

Kızıl çocuk hastalıklarındandır,adındanda anlaşılacağı gibi hastalığa yakalanan çocukta alın ve
yüz bölgesinde kızarmalar olur,gelin yakından tanıyalım...
Hastalık belirtileri: ateş, boğaz ağrısı, baş ağrısı,yutma güçlüğü, kusma ve bunlardan 1-2 gün sonra ortaya çıkan döküntü. Alın ve yanaklar kızarır, ağız çevresi soluk renklidir. Döküntünün başlangıcından 2-3 hafta sonra, ellerde deri soyulmaları görülür.

Kızıl geçiren çocuğun bakımı:

Yatak istirahati,
Sulu ve yumuşak gıdalarla beslenme,
Ateş kontrolü:İlk seçilecek ilaç, çocuğun kilosuna göre parasetamoldür (calpol, termalgine, tylol, tamol vb)
Doktor önerisiyle uygun antibiyotik kullanımı: Kızılın burada açıklanan diğer döküntülü hastalıklardan farkı, antibiyotik kullanımının mutlaka gerekli olmasıdır.
Yeterli sıvı verilmesi: İştah azalmasına bağlı olarak su kaybı olabilir. Bunu önlemek için,çocuk olabildiğince sıvı ağırlıklı hafif gıdalarla beslenmelidir. Acılı, baharatlı yiyecekler ve karbonatlı içeceklerden kaçınılmalıdır. Çocuğu, ağrı kesici sonrasında ağrıları azaldıktan sonra beslemek daha kolaydır.
Rahatsız edici öksürük varlığında yumuşatıcı ilaçlar kullanılması.
Tedavi

Tedavide genellikle streptokokları öldüren penisilin kullanılır. Hastalığın hafif geçtiği çocuklarda bile mikropların üreme şansı kalmaması ve çocuğun enfeksiyonu başkalarına bulaştırmaması için, birkaç gün süreyle penisilin tedavisi uygulanır. Hasta çocuk yatak dinlenmesine alınır; ateşi yüksekse, düşürmek için bedenin günde birkaç kez ılık suya batırılmış süngerle silinmesi gerekir. Terleme yoluyla yitirdikleri beden sıvılarını karşılamak ve su yitimine uğramalarını önlemek için bol sıvı içirilmelidir. Sulandırılmış meyve suları içtiği sürece, iştahsızlığı karşısında herhangi bir kaygıya kapılmaya neden yoktur

Kızılda, en önemli nokta doktorun önerdiği antibiyotik tedavisini uygun şekilde kullanmak, önerilenden önce kesmemektir. Doktorunuz, eğer iğne değil de ağızdan tedaviyi tercih ederse, antibiyotik şurubu 10 gün vermeniz gerekecektir. Bu, boğazdan mikrobun tam olarak silinebilmesi ve romatizmal ateş gibi komplikasyonları önlemek için gereklidir. Çocuğun boğazı acıyacağı için kolay yutabileceği sıvı, yumuşak kıvamlı gıdalar vermek, ılık tuzlu suyla gargara yaptırmak rahatlatıcı olacaktır. Ateş için doktorunuzun önereceği ateş düşürücüyü birkaç gün kullanmanız gerekebilir. Günümüzde kızıl artık korkunç bir hastalık değildir, ancak tedavi edilmesi gereken bir döküntülü hastalık olduğu da unutulmamalıdır


 



 
Ağu
26
    
ekip | 26 Ağustos 2008 19:04 | 0 fav | etiket: , , , ,  

Toplumda sadece köpeklerden bulaştığı sanılan ancak köpek dışındaki diğer kemirgenlerdende bulaşabilen oldukça tehlikeli bir hastalıktır,yakından tanıyalım..
Kuduzda hastalıkta bulaşma mutlak surette ısırılma veya virüs taşıyan salya vs sıvıların açık bir yara ile teması sonucu olmaktadır.

Bulaşmadaki en önemli etkenler kokarcalar yarasalar ,kemiriciler,vahşi etoburlar ve başıboş kedi ve köpekler olarak sıralanabilir.

Hastalık üçe ayrılır :

1-Klasik Kuduz (Urban Kuduzu) – Kedi köpek kuduzu

2-Silvatik Kuduz (Salyalı) – Tilki, kurt, vahşi etobur kuduzu

3-Yarasa Kuduzu – Vampir yarasa kuduzu

Kuduz Virüsü :

-Myxovirüs grubunun bir üyesidir.

-Soğuğa karşı oldukça dayanıklıdır.

-0-8 C de 2 ay canlı kalabilir.

-Kuru toprakta 1 m derinlikte 5 hafta canlı kalır.

-Hayvan kadavralarında 90 gün yaşar.

-Normal şartlarda kurutulmuş otta 24 saat canlı kalır.

-Asit pH da (3-3.5) 30 dakikada ölür.

-56 C de 4-5 saatte 70 C de birkaç dakikada ölür.

 

Patogenez :

Virüs ısırık yarasından vücuda girdikten sonra o bölgede 3-4 günlük bir bekleme devresi geçirir.Bu dönem içinde çoğalmaya ve sinir uçlarıyla birleşmeye çalışır.Sinir uçlarına yerleştikten sonra sinirler boyunca ilerleyerek merkezi sinir sistemine ulaşır (centripedal ulaşım). Virüs daha sonra yine sinirler aracılığı ile tükürük bezlerine gelir (centrifugul ulaşım). Artık salyada da virüs vardır.

Virüsün sinirler boyunca yayılması sinir hücrelerinin myelin kılıfının dejenerasyonuna ve hastalığın çeşitli devrelerinde sinir dokusunun beyaz maddesinde bozukluklara yol açmaktadır.

Isırılan hayvan ve insanlarda hastalık belirtilerinin ortaya çıkma süresi; tükürükteki virüs miktarına ,ısırılma yerine,yaranın genişliğine,derinliğe ve ısırılan yerdeki sinir uçlarının zenginliğine göre değişmektedir.

Yüzeysel yaralanmalarda ve aşırı kanama durumlarında etken kanla birlikte dışarıya sürüklenebilir.Bu nedenle kuduz tilki kurt veya köpek tarafından oluşturulan ağır ısırık yaraları ve kuduz kedilerin derinlere kadar giden ısırık yaraları, yüzlek deri yaralarına oranla çok daha tehlikelidir.Sağlam deri, kuduz enfeksiyonlarına karşı iyi bir koruyucu dokudur.Ayrıca ısırılma yeri merkezi sinir sistemine ne kadar yakın olursa , hastalık o kadar erken ortaya çıkar.Hastalıkta kuluçka süresi gençlerde yaşlılara oranla daha kısa olmaktadır

 

KÖPEKTE KUDUZ

Hastalığın kuluçka süresi 10-180 gün olup iki şekilde karşımıza çıkar.

A)-KLASİK KUDUZ

         1-Melankolik devre : 1-2 gün sürer.

        Ruhsal davranış değişikliği vardır.İyi huylular huysuzlaşır,kötü huylular daha sokulgan hale gelir.Işıktan ve sesten irkilirler.Karanlık ve sakin bir yerde kalmak isterler.Havayı ısırma hareketi yaparlar,çok az su içebilirler ve salya vardır.

        2-Saldırganlık devresi : 3-7 gün sürer

        Gittikçe artan huzursuzluk ve sinirlilik vardır.Sese ve ışığa karşı tepki verir.Işığa bakamaz,gözlerde asimetri oluşur,her şeye saldırır.Yiyecek maddesi dışındaki şeyleri yemeye çalışır.Farenx ve larynx de felçler oluşur, sesi kalınlaşır.Kaslarda koordinasyon bozukluğu oluşur ve felç devresine girer.

        3-Paralitik devre (Felç devresi) : 1-2 gün sürer.

        Bitkinlik vardır.Alt çene kaslarında felç şekillenir  ağzını kapatamaz ve salya vardır.Daha sonra agoni haline girer ve ölüm şekillenir.

B)-SAKİN KUDUZ

Klasik kuduzdan ayrıldığı en önemli nokta, devrelerin belirginleşmende çok çabuk geçmesidir.

SIĞIRLARDA KUDUZ

Kuluçka süresi 1-3 aydır.İştahsızlık,hafif tympani,kabızlık ve ıkınma vardır.Sese karşı reaksiyon gösterir,sütü azalır.İlk klinik belirtilerden 4-5 gün önce salya,süt,dışkı ve idrarda virüs bulunabilir.

1-Saldırgan form : Tüm sinirsel semptomlar vardır.

2-Sakin form : Felç belirtileri artar, yutma güçlüğü görülür ve salya vardır. Felç önce arka ayaklarda başlar. Köpek oturuşu yapar. İnleyerek agoni haline girer ve ölüm görülür.

KOYUN VE KEÇİ DE KUDUZ

Kuluçka süresi 15-30 gün olup, 100 güne kadar da çıkabilir. Genelde sürüde birkaç hayvanda birden görülür, hastalık bu tür de başlar ve bu tür de biter. Koyun keçiden, başka hayvana bulaştığı enderdir. Koyunlarda sexüel isteğin artması patognomiktir. Huzursuzluk,rastgele koşuşturma,odun vb gıda değeri olmayan şeyleri yeme görülür. Farenx felci, salya ve 2-8 günde ölüm meydana gelir.

KEDİ DE KUDUZ

Kuduzun yayılmasında ikinci derecede önemlidir. Kuluçka süresi 14-30 gündür. Önce bir köşeye siner,daha sonra saldırganlık başlar. İlk semptomların görülmesinden 2-4 gün sonra felç olur ve ölür.

 

Kuduz Belirtileri

 

Hayvanlarda başlangıç belirtileri olarak davranış değişiklikleri ve özellikle saldırganlık görülürken daha ileri safhalarda felçler, diğer beyin iltihabı bulguları ve ölüm görülür.
İnsanlarda ise başlangıç belirtileri genellikle çok tipik değildir iştahsızlık, kırgınlık, yorgunluk, ateş görülür. Hastaların yaklaşık % 50' sinde ısırık bölgesinde ağrı ve duyu kaybı görülür ki kuduza özgü ilk belirti budur. Daha sonra huzursuzluk, aşırı korku hali, saldırganlık, uykusuzluk, psikiyatrik bozukluklar ve depresyon ve bunlara eşlik eden öksürük, boğaz ağrısı, titreme, karın ağrısı, bulantı-kusma, ishal görülebilir. Nörolojik semptomlar ise, hiperaktivite, oryantasyon bozukluğu, hayal görmeler, sara krizleri, tuhaf davranışlar, ense sertliği, hızlı ve sık nefes alıp verme, salya artımı ve felçler olarak ortaya çıkar. Hiperaktivite atakları karakteristik olarak 1-5 dakika süreyle ve aralıklı olarak meydana gelmekte ve kendisini saldırganlık, kendi kendine ve etrafındakilere vurma, koşma, ısırma şeklinde göstermektedir. Hiperaktif ataklar kendiliğinden ya da görsel ve işitsel bir uyarı sonucu ortaya çıkabilmektedir. Işık gibi görsel uyarıların hiperaktif atakları başlatabilmesi kişilerde fotofobi (ışıktan korkma) gelişmesine neden olmaktadır. Hastaların yaklaşık olarak yarısı ataklar döneminde su içmek istemekte ve su içme teşebbüsü sırasında boğaz kaslarının kasılması nedeniyle kişide tıkanma, boğulma hissi ortaya çıkmaktadır ve bu nedenle hastalarda hidrofobi (sudan korkma) gelişmektedir. Ataklar arasındaki dönemde hasta genellikle kendindedir ve bilinci yerindedir. Nörolojik belirtilerin gelişmesinden 4 -10 gün sonra koma hali gelişir ve koma halinin süresi saatler ya da aylar sürebilir ve sonunda hasta yaşamını kaybeder.

Aşı ile Aktif Bağışıklama

İnsanlarda kuduza karşı bağışıklamanın iki amacı vardır. Kuduz bulaşma riskine açık olan kişileri bulaşma olmadan korumak, kuduz virüsünün bulaştığı kişilerde, kuduz hastalığının daima ölümle sonuçlanan gelişimine engel olmak. 

1. Bulaşma öncesi aşılama
HDCV ve Verorab gibi zararsız, hücre kökenli aşıların geliştirilmesinden sonra koruyucu aşılama çok önem kazanmıştır ve D.S.Ö tarafindan rutin olarak risk altında olan kişilere uygulanması önerilmektedir. Bulaşma öncesi aşılamanın önerildiği risk altındaki kişiler şunlardır;

Veteriner hekimler

Infeksiyon hastaliklari ile ilgili laboratuvar personeli

Kuduz vakalarına bakmakla görevli özel bölümlerde ve kornea nakli yapılan bölümlerde çalışan hastane personeli

Kuduza hassas evcil hayvanlar ile devamlı teması olanlar

Doğal bilimler ile uğraşanlar, orman işçileri, mezbaha ve hayvan derileri ile uğrasan personel, genellikle arazide çalışan personel, çok sık ava gidenler.

Endemik alanlara (özellikle Asya, Afrika ve Amerikada' ki tropikal ve subtropikal ülkeler) sık seyahat eden kişiler.

Bulaşma öncesi aşılama uygulamasının üç önemli avantajı vardır.

Kuduz bir hayvan ile temas ya da ısırılma halinde büyük değer taşıyan temel bir bağışıklık sağlar ve sağlanan bu aktif bağışıklık nedeniyle ısırık ne kadar büyük olursa olsun ve ne kadar beyine yakın olursa olsun kuduz serumu uygulamasını gereksiz kılar.

Dünyanın bazı bölgelerinde aşının teminindeki gecikme süresince doğan riski azaltır.

Virüsle temas halinde uygulanması gereken aşı dozunu azaltarak, 5-6 doz yerine 1-2 doz uygulanmasını sağlar. Temas öncesi şemanın tamamlanmasından sonra 1 yıl içerisinde kuduz şüpheli temas oluşursa tek doz aşı yeterli olmakta, 5 yıla kadar uzayan bir sürede temas oluşursa 0 ve 3. günlerde 2 doz aşı yeterli olmaktadır. 5 yıldan daha sonra oluşan temasler içinse yeniden 5 dozluk şemayı uygulamak gerekmektedir. 

Bulaşma öncesi aşılama uygulaması için Dünya Sağlık Örgütü'nün tavsiye ettiği aşılama şemasına göre 0., 7., 28. günlerde toplam üç doz aşı uygulanması yeterlidir.Kullanılacak aşıların mutlaka hücre kültürü aşıları olması (HDCV ve Verorab) gerekmektedir. Hayvan beyni kökenli aşılar bu uygulamada kullanılamaz. Burada hatırlanması gereken önemli bir nokta, bulaşma öncesi koruyucu aşı uygulamasının, kuduz virüsü ile temas halinde gerekli tedavi amaçlı aşı uygulamasına olan gereksinimi ortadan kaldırmadığıdır. Ancak bu uygulama, virusla temas halinde kuduz serumu uygulanması gereksinimini ortadan kaldırmakta ve uygulanacak aşı sayısını azaltmaktadır. Temas öncesi şemaya göre aşılanmış bir kişiye virüsle temas olasılığı halinde 0. ve 3. günlerde uygulanacak 2 doz rapel aşı yeterli olacaktır. Yapılacak bu iki doz rapel serum antikor titresini ilk bir hafta içinde 5 kat arttırmaktadır.

2. Bulaşma ( Temas ) sonrası aşılama
Temas sonrası uygulamada yara bakımı ve kuduz serumu uygulamasından sonra aşılamaya geçilmelidir. Aşılamada mutlaka bağışıklama gücü yüksek, uygulaması kolay ve en önemlisi nörolojik yan etkileri olmayan hücre kültürü aşıları kullanılmalıdır. Ülkemizde hücre kültürü aşısı olarak HDCV ve VERO (Verorab) bulunmaktadır. Her iki aşının da bağışıklama gücü ve yan etki açısından hiçbir farkı yoktur. Üretimlerinde aynı aşı suşu kullanıldığı için birbirlerinin yerine kullanılabilirler ya da zorunlu hallerde aşılamaya birisi ile başlayıp diğeri ile devam edilebilir.

Aşılama Şeması
D.S.Ö nün önerdiği bulaşma sonrası aşılama şemasına göre 0., 3., 7., 14., ve 28 günlerde 5 doz olmak üzere intramuskuler yoldan ve mutlaka deltoid adaleden bebeklerde ise uyluğun anterolateral kısmından yapılmalıdır. Aşı kesinlikle kalçadan uygulanmamalıdır. Bazı uzmanlar 90. günde de bir rapel doz önerebilmektedir. D.S.Ö aşılamaya başladıktan sonraki 10 gün içinde ısıran hayvanın gözlem altında tutulmasını, eğer hayvan sağ ise ya da öldürülerek laboratuvar tetkikleri ile kuduz olmadığı tesbit edilirse aşılamanın kesilebileceğini bildirmektedir. Ancak önemle belirttiği bir nokta da önerilerinin genel öneriler olduğu ve ülkelerin şartlarına göre değişiklikler yapılması gerektiğidir. Ülkemiz gibi kuduz hastalığının enzootik olduğu ve hala insan kuduzunun görüldüğü ülkelerdeaşılamanın kesilmemesi ve 5 dozluk şemanın mutlaka tamamlanması önerilmektedir. Çünkü, bu gibi ülkelerde kişinin bir kez daha virüsla temas etme olaşılığı çok yüksektir ve ikinci temasta gerek kuduz serumu gereksinimi olmaması gerekse 2 doz aşının yeterli olması nedeniyle kişinin tedavi süresi kısalacak, maliyeti azalacak ve kişi psikolojik olarak kuduza yakalanma korkusundan uzak kalacaktır



 
Ağu
25
    
ekip | 25 Ağustos 2008 11:00 | 0 fav | etiket: , , , , ,  

Çoğunluka ergenlik yıllarında ortaya çıkan bir tür cilt rahatsızlığıdır,fazlasıyla kafaya takıldığında psikolojik rahatsızlığıda beraberinde getirmektedir,daha yakından tanıyacak olursak..
En sık karşılaştığımız 12-18 yaş gurubundan başlayarak, uygun tedavi alışkanlıkları ve tedavileri, hastanın cilt tipine ve hastalığın şiddetine göre uygulanmalıdır .Sivilce sadece yüz bölgesinde değil aynı zamanda sırt, göğüs, boyun gibi vücudun diğer bölümlerinde de çıkabilir.

Ani başlayan ve ileri yaşlarda gelişen sivilce sorununun altında bazen hormonal bozukluk, stres, yanlış kozmetik ürünlerinin seçimi gibi nedenler yatabilmektedir. Hastaların cildindeki sivilceleri sıkması ve oynaması da iyileşme sürecini uzatmakta ve bazen de kalıcı çukurcuklar, izler oluşturabilmektedir. Temelde yapılan hatalardan bir diğeri de sivilce tedavisinin güzellik salonlarında yapılmaya çalışılması, yanlış yönlendirme ve tedavi girişimleri ile hastaların zaman kaybetmesidir. Sivilce temelde yağ bezlerinin fonksiyonlarının bozulması ve derideki birtakım bakterilerin buna katılmasıyla oluşur. Kimi formlarda siyah nokta veya butonlar şeklinde iken kimi zaman da iri, deri altına yayılmış ağrılı kabarcıklar şeklinde oluşabilir. Genellikle15-25 yaş arasında, erkek cinsiyetinde daha ağır formda yaygın ve şiddetli sivilcelere rastlarız.

Sivilcede, ne kadar erken yaşta tedaviye başlanır ise o kadar olumlu cevap alınır. Tedavi mutlak olarak dermatolog tarafından düzenlenmeli ve doğru bilgilendirmeyle yapılmalıdır. Tedavi için kaybedilen süre, sivilcenin ilerlemesine ve bazen de geriye dönüşü mümkün olmayan izlerin gelişmesine neden olabilir. Uygun bir tedavi, iyi bir temizlik sistemi ile başlar. Tahriş edici olmayan, cildi kurutmayan, Ph ı dengeli bir temizleyici uygun miktarda köpürtülerek cilde uygulanır. Fazla salgılanan yağın emilmesini, bakterilerin üremesini engelleyen krem ve jeller cilde düzgün aralıklar ile sürdürülür. İltihaplı sivilceler bulunuyor ise uygun bir antibiyotik, tedaviye eklenir. Dirençli ve yaygın sivilce formlarında ise A vitamini türevleri kullanılabilir.



 
Ağu
25
    

Burun yani sağlıklı nefes alma organımız,en önemli organlarımızdan biridir,tıkanık olması insana
gerçekten zorluklar yaşatibilir,rahatsızlığı daha yakından tanıyalım...
Doktorlar burun tıkanıklarının nedenlerini dört bölümde inceler ve bunlar arasında bazen benzer noktalarda olabilmektedir. Özellikle şikayetlerine birden fazla şeyin neden olduğu hastalarda bu ortak noktalar artmaktadır.

YAPISAL NEDENLER

Bu sınıf içinde burnun ve ince bir kıkırdaktan oluşan ve burnu iki ayrı bölüme ayıran burun septumunun bozuklukları incelenir. Bu bozukluklar genellikle insanın hayatında geçirdiği herhangi bir kaza sonucu oluşmaktadır. Kaza çocukluk çağında olmuş olabileceği gibi unutulmuş bile olabilir. Yeni doğan bebeklerin yüzde yedisinde doğum esnasında burun zedelenmesi olabilmektedir. Şu bir gerçektir ki insan, hayatı boyunca en az bir kere burnunu bir yere çarpar. Bu nedenlerden dolayı burun deformiteleri ve septum deviasyonları çok sık görülen nedenlerdir. Eğer bunlar soluk almayı güçleştirirse cerrahi olarak düzeltilebilir.

Çocuklarda en sık rastlanan burun tıkanıklığı nedeni geniz etinin büyümesidir. Bu bademciğe benzeyen ve damağın gerisinde burnun arkasında yer alan bir dokudur. Bu problemi olan çocuklar geceleri sesli nefes alırlar, hatta horlarlar. Bunun yanı sıra bu çocuklar sürekli olarak ağızlarından nefes alırlar, yüzlerinde bir mutsuzluk ifadesi vardır. Hatta dişlerinde de bozukluklar söz konusu olabilir. Geniz etini almaya yönelik cerrahi girişimler önerilebilir.

Bu kategori içinde yer alan başka nedenler arasında burun tümörleri ve yabancı cisimler de vardır. Çocuklar küçük parçacıkları burunlarına sokma eğilimindedir. Bunlar düğme, çengelli iğne, oyuncak parçaları, bezelye ve nohut olabilir. Tek taraflı kötü kokulu akıntı hissettiğinizde dikkatli olun. Çünkü bu yabancı cisim tarafından tıkalı bir burnun uyarısı olabilir. Bu durumda muhakkak bir doktora başvurulmalıdır.

ENFEKSİYON

Normal bir insan yılda ortalama bir iki kez soğuk algınlığı geçirebilir. Bu gençlerde daha fazla, bağışıklık sistemi gelişmiş yaşlı kişilerde ise daha azdır. Soğuk algınlığı virüsler tarafından oluşturulan bir hastalıktır. Bazı virüsler hava yoluyla geçerken çoğunlukla el burun yoluyla bulaşır. Virüs bir kere buruna yerleşince vücutta bulunan histamin adında bir kimyasal maddenin salgılanmasına neden olur. Bu madde sonucunda buruna giden kan miktarında belirgin bir artış gözlenir. Sonuç olarak burun zarları şişer. Diğer taraftan burun zarlarından sıvı salgılanması da artar. Antihistaminikler ve dekonjestanlar bu şikayetlerin azaltılması için kullanılabilir. Fakat soğuk algınlığı zaman içinde kendi kendine geçer.

Virüs enfeksiyonları sırasında burnun ve sinüslerin bakteri enfeksiyonlarına olan direnci azalır. Bu da soğuk algınlığı sırasında neden sıklıkla burun ve sinüs enfeksiyonu görüldüğünü açıklar. Burun akıntısı berrak görünümünden sarı veya yeşile dönerse bu bakteriyel enfeksiyonu gösterir ve muhakkak doktora başvurulmalıdır.

Ani sinüs enfeksiyonlarında burunda tıkanıklık, Koyu bir akıntı, hangi sinüsün etkilendiğine bağlı olarak yanaklarda ve üst dişlerde, gözler arasında ve gerisinde veya üzerinde ağrı ve hassasiyet bulunur.

Kronik sinüs enfeksiyonları ağrı yapabilirde yapmayabilir de. Fakat burun tıkanıklığı ve burun akıntısı sürekli vardır. Bazı hastalarda sinüslerden polip denilen yapılar gelişir. Hastalık aşağı hava yollarına da yayılarak kronik öksürük, bronşit ve astıma neden olabilir. Akut sinüzit genellikle antibiyotik tedavisine cevap verir, kronik sinüzit için ise genellikle cerrahi tedavi önerilir.

ALLERJİ

Saman nezlesi allerjik rinite verilen isimdir. Allerji ; yabancı bir cisim, polen, ev tozu akarı, hayvan atıkları veya ev tozundaki bazı parçacıklara karşı oluşan aşırı enflamasyon yanıtıdır. Bazen besinler de rol oynamaktadır. Polenler ilkbaharda veya sonbahar da sorun yaratırlar. Bunun yanında ev tozu bütün bir yıl boyunca rahatsız edebilir. Bunun ideal tedavisi şikayetlere neden olan şeylerden uzak durmaktır. Ancak çoğu zaman bu pratik değildir. Allerjik hastalarda, soğuk algınlığında olduğu gibi, vücutta histamin salgılanmasına neden olan parçacıklar sonucunca burun tıkanıklığı ve akıntısı oluşur. Antihistaminik ilaçlar histaminin etkisini önleyerek şikayetleri ortadan kaldırılabilir. Dekonjestanlar genişlemiş kan damarlarnı büzerek burnun açılmasını sağlarlar. Antihistaminiklerin büyük çoğunluğu uykuya meyli artırırken dekonjestanlar ( Burun damlalari ,Sudafed gibi ilaclar) tam bunun aksi olarak uyarıcı etki gösterir. Bu nedenle bu ilaçları bir arada kullanmak en doğru seçim olacaktır.

Antihistaminik kullanırken uykuya meyili olanların otomobil kullanmaları veya tehlikeli işlerde çalışmaları çok sakıncalıdır. Dekonjestanlar kalp hızını ve kan basıncını artırdıkları için yüksek tansiyonu, kalbin ritim bozukluğu, glokomu ve idrara çıkmada zorluğu olan hastalarda kullanılmamalıdır. Hamileler alacakları herhangi bir ilaç için mutlaka doktorlarına başvurmalıdırlar.

Kortikosteroidler (Kortizon) birçok allerjik hastada belirgin bir şekilde etkindir ancak bilinen yan etkilerinden dolayı muhakkak doktor kontrolunda kullanılmalıdır. Bunun yanında bu ilaçlar burun spreyi olarak kullanıldıklarında da etkilidirler ve bu kullanım şekli daha güvenlidir.

Allerji iğneleri en spesifik tedavi yöntemidir ve yüksek düzeyde başarıya sahiptir. Bazan hastanın hangi maddelere karlı allerjik oluşunu anlamak için kan ve deri testleri yapılır. Doktor tedavinin başlangıç şemasını belirleyecektir. Bunlar genelde enjeksiyonlar şeklinde olacaktır.

Bu tedavi insandaki antikorları bloke ederek allerjik reaksiyonun önlenmesi yoluyla etki gösterir. Birçok hasta ilaçların yan etkilerinden dolayı enjeksiyonu tercih eder.

Allerjisi olan hastaların sinüs enfeksiyonu olma eğilimleri daha da artmışdır.

VAZOMOTOR RİNİT

Rinit burunun ve burun zarlarının enflamasyonu demektir. Vazomotor kan damarları ile ilgili demektir. Burun zarları çok miktarda genişleme ve daralma yeteneğine sahip atar damar, toplar damar ve kılcal damarlara sahiptir. Normalde bu damarların yarısı açık yarısı kapalıdır. Fakat kişi ağır egzersiz yapıyorsa uyarıcı etkili hormonların (adrenalin) salgılanması artar. Adrenalin damarların büzülmesine neden olur. Bunun sonucunda zarlar büzülür, hava yolu açılır ve kişi daha rahat nefes alır.

Bunun tam tersi allerjik atakta veya kişi soğuğa maruz kalınca gelişir. Kan damarları genişler ve burun tıkanır. Allerji ve enfeksiyonlara ek olarak bazı başka nedenler de burun damarlarının genişlemesine sebep olarak vazomotor rinite yol açar. Bunlar arasında stres, tiroid foksiyonlarında yetersizlik, hamilelik, bazı tansiyon ilaçları, doğum kontrol hapları ve dekonjestan ilaçların aşırı veya uzun kullanılması sayılabilir.

Bütün bu nedenlerin başlangıcında burun tıkanıklığı geçici ve geri dönebilir niteliktedir. Yani neden ortadan kaldırılırsa hastalık düzelecektir. Bunun yanında eğer yeterince uzun sürerse bu sefer de kan damarları elastikiyetini kaybedecek ve olay geri dönülmez bir duruma dönüşür. Varisleşmiş damarlara benzerler. Hasta sırt üstü yattığında veya bir tarafına döndüğünde aşağı kısımları kanla dolar..

 



 
Ağu
24
    
ekip | 24 Ağustos 2008 13:18 | 0 fav | etiket: , , , , ,  

Toplumda diabet olarakta bilinen bu adı şeker gibi olan rahatsızlık maalesef ciddi bir rahatsızlıktır,yakından tanıyalım hastalığı...
Şeker hastalığı sonu­cu kanda şekerin artması ve idrarla atıl­ması biçiminde belirti veren bir çeşit hastalıktır. Kalıtımla ancak resesif olarak geçen ailevi bir hastalık olarak kabul edilebilir. Şişman­lık, yaşlılık, gebelik, bazı enfeksiyonlar şeker hastalığının meydana gelmesini hızlandırır. Yetişkinlerde görülen bu has­talık kimi zaman çok erken çocuk denecek yaşta dahi başlaya­bilir. Bu tür şeker hastalığına jüvenil diabet adı verilir. Pankreas bezinin Langerhans adacıklarının insülin yapmayışı neticesinde bu çocuklarda şeker hastalığı erkenden görülmektedir.
Hastalığın belirtisi kanda glikozun artması , idrarda glikozun bulunması, çok idrara çıkmak , çok fazla su içmek ve çok yemek biçiminde özetlenebilir. Cok kimsede hastalık gizli bir şekilde yani latent diabet şeklinde bulunur. İdrar ve kanlarında şeker seviyesi normal olan bu kimselerde hastalık ancak şeker yükleme testi ile ortaya çıkarılabilir. Şeker hastalığına yatkın olan kimselere prediabetik denir. Şeker hastalarına yar­dım etmek ve hastalığı erken teşhis etmek için kurulmuş Türk Diabetıkler Cemiyetinin dispanserleri bu gibi prediabetiklerin ortaya çıkmasını sağlamaktadır. Yaraların geç kapanması, sık sık tekrar­layan çıbanlar, üreme organlar:nda kaşın­tı, geceleri gelen bacak krampları, el ve ayaklarda karıncalanma, uyuşma, şeker hastalığının erken belirtilerindendir. Diya­bet bu devirde bir damar, hastalığı şeklin­de belirtiler verir. Tedavi çok kere diyetle birlikte antidiyabetik denilen ve ağızdan alınan ilaçlarla yapılır. Jüvenil diyabetten yani asıl sebe­bin insülin eksikliğine bağlı olduğu daha ağır vakalarda insülin enjeksiyonu gerekir. Pankreas bezinin çıkarılmış olduğu köpek­lerde şeker hastalığının meydana geldiği evvelce biliniyordu. Ancak insülinin Langerhans adacıklarının fi hücrelerinden sal­gılandığı 1922 yıllarında Banting ve Best adındaki araştırıcılar tarafından bulunmuş­tur. İnsülin karaciğerdeki şeker metaboliz­masını düzenlemekte ve kandaki glikozun belirli bir düzeyde kalmasını (% 100 mg.) sağlamaktadır. İnsülin salgılanmadığında kanda şeker seviyesi artmakta yani hi-perglisemi meydana gelmektedir. Kanda şekerin ve keton cisimlerinin artması, diabet komasına neden olmaktadır. Hiperglisemiye bağlı diabet komasında kan basıncı düşer, nabız süratli fakat za­yıf olarak atar, solunum derinleşir, bulantı, kusma, karında ağrı ve uyuklama görülür. Ağızda aseton kokusu vardır, deri kurudur. Langerhans adacıklarının a hücrelerinden İse glukagon adı verilen bir polipeptid salgılanmaktadır. Glukagonun fizyolojik gö­revi ise aminoasitlerden glikojen yapımını, artırmak yani kan şekerini yükseltmektir. Kan şekerinin düşmesi ise hipoglisemi ko­ması denen durumu meydana getirir. Yük­sek doz insülin almak, bir öğün yemek ye­memek veya aşırı eksersiz yapmaktan son ra kan şekeri düşebilir. Hastada huzursuz­luk, çarpıntı, soğuk terleme, bayılma ve açlık duygusu vardır. Tedavide insülinden başka ağızdan kulla­nılan oral hipoglisemik ajan denilen ilaçlar (Diabines. Minidiab, Glucophage, Diamic-ron vb.) verilmektedir.

 



 
Ağu
24
    
ekip | 24 Ağustos 2008 13:16 | 0 fav | etiket: , , , , ,  
Ülkemizde daha çok güneydoğu yöresinde görülen rahatsızlık parazitlerden bulaşan bir cilt hastalığıdır.yakından tanıyalım..
Leishamania tropica denilen bir para­zitin neden olduğu hastalık insandan insana çoğunlukla gece uçan bir çeşit sinek aracılığı ile ya da direkt temasla bulaşır. Bu hastalık çocuklarda daha çok olmak üzere her yaş ve cinste görülebilir. Şark çıbanı hastalığının kuluçka dönemi, iki haftayla iki ay arasında değişir ve yerleşme çoğunlukla yüzde meydana gelir. İlk olarak hafif çıkıntılı, kır­mızı, kaşıntılı küçük bir sivilce biçimindeyken fındık büyüklüğünde çıban biçimini alır. Daha sonra ortası çökük bir yara mey­dana gelir. Normal seyrini tamamlayan hastalık genellikle bir yıl sürer, devamlı bir bağışıklık ve yara yerinde yuvarlak bir iz bırakarak geçer. Bu nedenle yıl çıbanı adı da verilir. Tedavi için antimuan bileşikleri kalçadan, atebrin ve emetin çıbanın etrafına lokal olarak uygulanır. Ayrıca kriyoterapi ve elektrokoagulasyon uygulana­bilir.


 
Ağu
23
    
ekip | 23 Ağustos 2008 23:18 | 0 fav | etiket: , , , , , ,  

Toplumda genel kanı olarak fazla idrara çıkmanın böbrek iltihabından kaynaklandığı düşünülür,aslında evet bu bir belirtisi olabilie
ama yinede panik yapmadan bir doktora görünmekte fyda vardır,önce hastalığı bir tanıyalım..
Böbreklerin etkilenme oranına bağlı olarak hastalığın gelişimi farklılık gösterebilir. Böbrekte şekillenen enfeksiyon yaygın ve iki taraflı şekillenmiş ise hastanın geleceğinden şüphe duyulur. Erken dönemlerde tanısı konulan ve tedaviye başlanılan durumlarda iyileşme şansı yüksektir.

Hastalığın belirtileri :
Klinik olarak tespit edilen bulgular özellikle başlangıç devrelerinde oldukça sınırlıdır. Bu belirtiler böbreğin etkilenen bölümüne bağlı olarak gelişen glomerulonefritis, pyelonefritis gibi spesifik durumlara göre farklılıklar gösterebilir.

Genel olarak tüm nefritis olgularında iştahsızlık, ateş, aşırı susama, kusma gibi belirtiler gözlenebilir.

Sonuç ;
Nefritis vakalarında erken teşhis oldukça önem taşımaktadır. Böbrekler fonksiyon olarak vücutta önemli bir işleve sahip organlardır ve çoğuzaman dejenerasyonları geri dönüşümsüzdür. Bu nedenle böbreklerde şekillenen hasarın erken teşhisi müdahale şansını ve başarı oranını artıracağından faydalı olacaktır. Böylece nefritise bağlı olarak şekillenen hasarın ilerlemesi önlenebileceğinden köpeğinizin ileri dönemlerde yaşam kalitesi de yükseltilmiş olacaktır.

Kronik Nefritin Belirtileri :
Akut nefritin tedavi edilmemesi halinde kronik nefrite dönüşerek ağır neticeler doğurabilmektedir.
* Hasta normalden fazla idrara çıkar.
* İdrar sulu olup tuz kaybı vardır.
* Kanda üre seviyesi artar.
* Kansızlık ve YÜksek tansiyon görülebilir.Kusurlu çalışan böbrek, birçok hastalık belirtilerini vücudun her tarafında göstermekte ömeğin, bir akut böbrek iltihaplanması (ve böbrek havuzcuğu iltihabı) idran koyulaştırr. Aynı zamanda ateşi yükseltir, sırt ağrılarına, kusma ve bulantılara yol açar. Ağır böbrek iltihaplanması yüksek tansiyon idrar miktarında düşüş ve dokularda su birikmesinden ayak bileklerinde şişkinlik yapar. En kötüsü ise böbrek yetmezliği, kronik formunun geniş safhalarrıda kramplar, yüksek kan basıncı, yükselen susuzluk duygusu ve artan gece ıslatmaları. Görüşde zarar verebilir. Her halikarda doktor müdahalesi şarttır.

Tedavi:
* Vücutta artık azot birikmesini, su ve tuz kaybını asgari seviyeye indirici bir diyet uygulanır.
* Kan basıncını düşürücü ilaç verilir.
* Nefrite yol açan asıl hastalıkla mücadele edilir.

 



 
Ağu
23
    
ekip | 23 Ağustos 2008 23:16 | 0 fav | etiket: , , , , ,  
Gece körlüğü A vitamini eksikliğinden kaynaklanan bir tür göz hastalığıdır,ancak tabiki tedavisi mümkündür kısaca hastalığı tanıyacak olursak..
A vitamini balık, süt ve süt ürünleri, yumurat ve yeşil sebzelerde bol miktarda bulunur. Bu yiyeceklerin çok az alınması ve hiç yenmemesi durumunda gözün retina tabakası için çok gerekli olan “rodopsin” maddesi üretilemez. Bir adı da “görme moru” olan bu madde zamanla ışığın etkisiyle tamamen solar ve gece körlüğü dediğimiz hastalık ortaya çıkar.Gece körlüğü belirtisi: hasta geceleyin bilhassa alaca karanlıkta hiç göremez.Vücut A vitamini yönünden desteklenip hastalığın tedavisine gidilmediği takdirde bulaşıcı hastalıklara yakalanma riski artar.