Blog nedir? . . . Kendi blogunu oluştur ;)
10 tane "belirtileri" etiketli yazı bulundu "belirtileri" tagli diger ogeler resimler , videolar
 
Ağu
18
    

Obezite (obez) toplumda aşırı miktarda yağlı,tuzlu hazır yiyecekler ve abur cubur tüketen kimselere verilen isimdir,aslında pekte yanlış sayılmaz
gelin yakından tanıyalım obeziteyi..
Obezite açıkça sağlıksız miktarda vücut yağınızın olduğu anlamına gelir. Vücudun her ne kadar bir miktar yağa ihtiyacı olsa da, aşırı yağ birikimi ciddi sağlık sorunlarına neden olabilir. Obezite ve fazla kilolar Vücut kitle indeksi (BMI) olarak adlandırılan araç kullanılarak tanımlanır. BMI çoğu kişi için toplam vücut yağını hesaplama aracıdır. Bireylerin BMI değerini bulmalarının en kolay yolu yetişkinler için BMI çizelgesini kullanmaktır. (BMI değerinizi şimdi kontrol edin). BMI değerini bulmak için bireylerin ihtiyacı olan sadece boylarını ve kilolarını bilmeleridir.

BMI, kişinin vücut ağırlığının, boyunun karesine bolünmesi ile hesaplanır.

BMI değeriniz 25-29.9 ise fazla kilolu kategorisindesiniz. BMI değeriniz 30 veya üzeri ise obez kategorisindesinizdir.

OBEZİTENİN ÜÇ SINIFI MEVCUTTUR:

* Obezite Sınıf 1 - 30 - 34.9
* Obezite Sınıf 2 - 35 -39.9
* Obezite Sınıf 3 - 40 ve üzeri

Genellikle, BMI değeriniz yükseldikçe kiloya bağlı sağlık sorunlarının miktarı da artar.

OBEZİTENİN OLASI SEBEPLERİ NELERDİR?

Fazla kilolu veya obez olmanın başlıca sebepleri fazla yemek yemek ve/veya yeterince aktif olmamaktır. Vücudunuzun yakabileceğinden fazla kalorili yemeklere düşkünlük gösterirseniz, ek kaloriler yağ olarak depolanırlar. Herkesin biraz depolanmış yağı vardır. Çok fazla yağ aşırı kilo veya obezite sonuçlarını verir.

Fazla kiloyu etkileyen diğer faktörler ise bireyin genetik yapısını (ailelerde obezite eğilimliyse), vücut metabolizmasını (vücudunuzun gıdayı nasıl yönettiği), ırksal/etnik grubu ve yaşı kapsar. Bazı hastalık ve ilaçlar da kilo artışına katkı sağlar.

OBEZİTEYE BAĞLI CİDDİ SAĞLIK SORUNLARI NELERDİR?

Aşırı kilolu veya obezseniz kalp hastalıkları, şeker hastalığı, ve belirli kanser çeşitleri gibi sağlık sorunlarının gelişmesi muhtemeldir.

AŞIRI KİLO VE OBEZİTENİN BAĞLI OLDUKLARI:

KALP HASTALIĞI : Kalp hastalığı kadınlarda ve erkeklerde ölümün önde gelen nedenlerinden biridir. Kalp hastalığı, kalp krizi, kalp yetmezliği ve anjinayı kapsar (göğüs ağrısı kalbe giden damarlardaki kan akımının azalmasından ileri gelir.

FELÇ : Felç bazen bir beyin krizi olarak adlandırılır. Çoğu felçler kan pıhtılaşmasının sebep olduğu beyine kanı ileten damarın tıkanmasından ileri gelir.

ŞEKER HASTALIĞI : Fazla kilolu kişilerde Tip 2 şeker hastalığının meydana çıkması olasılığı fazla kilosu olmayan kişilerle karşılaştırıldığında iki kez daha fazladır.Tip 2 şeker hastalığı vücudun kan şekerini kontrol etme yeteneğini azaltır. Erken ölüm, kalp hastalığı, böbrek hastalığı, felç ve körlüğün başlıca nedenidir. Tip 2 şeker hastası iseniz kilo vermeniz ve fiziksel olarak daha fazla aktif olmanız kan şekeri seviyenizi kontrol etmenize yardımcı olur. Aynı zamanda ihtiyacımız olan ilaç miktarını azaltmaya muktedir olmalısınız.

KANSER : Aşırı kilolu kadınlar safra kesesi, meme, rahim, serviks ve yumurtalık kanserinin meydana çıkmasında daha büyük risk altındadır (bayanlar için). Aşırı kilolu erkekler kolon, rektum ve prostat kanserinin meydana çıkmasında daha büyük risk altındadırlar.

SAFRA TAŞI VE SAFRA KESESİ HASTALIĞI : Fazla kiloluysanız safra kesesi hastalığı ve safra taşı daha yaygındır. Kilonuz arttıkça hastalık riskiniz de artar.Ancak sadece kilo vermek, özellikle hızlı kilo kaybı veya büyük miktarda kilo kaybı aslında safra taşı edinme riskinizi arttırır. Haftada yaklaşık yarım kilo olmak üzere makul ve yavaş kilo kaybında safra taşı olasılığı daha azdır.

OSTEOARTRİT( EKLEMLERİN AŞINMASI) : Çoğunlukla diz, kalça ve daha aşağıdaki eklemleri etkileyen, yaygın bir eklem hastalığıdır. Fazla kilolar bu eklemlere ilave baskı uygular ve normalde olanları koruyan bağlantı dokularını (eklemlerin yastık dokularını) aşındırır. Kilo kaybı osteoartrit belirtilerini iyileştirebilir.

GUT HASTALIĞI (fazla ürik asitin sebep olduğu eklem ağrısı) : Gut, kandaki yüksek seviyede ürik asitin sebep olduğu eklem hastalığıdır. Ürik asit bazen eklemlerde biriken kristal şekillendirir.

Gut hastalığı aşırı kilolu kişilerde daha yaygındır. Geçmişinizde Gut hastalığı var ise, kilo vermeyi denemeden önce doktorunuza danışınız. Bazı diyetler, yüksek düzeyde ürik asite sahip veya daha önce Gut hastalığı geçirmiş kişilerin Gut hastalığına yakalanmasına sebep olabilir.

UYKU APNESİ : (Uyku esasında nefes kesintisi) ni kapsayan nefes alma problemleri:

Uyku apnesi, kişinin uyku esnasında kısa periyodlarla nefes alıp- vermeyi durdurmasına ve şiddetli horlamaya neden olan ciddi bir durumdur. Uyku apnesi gündüz uykusuna ve hatta kalp yetmezliğine neden olabilir. Vücut ağırlığının yüksekliğiyle uyku apnesi riski artar. Kilo kaybı genellikle uyku apnesini düzeltir.

YÜKSEK KAN KOLESTEROLÜ : Yüksek seviyedeki toplam kolesterol, LDL kolesterolü ( kötü kolesterol) ve trigliseridler (kandaki yağın başka çeşidi) kalp hastalıklarına yol açabilir. Obezite ayrıca düşük seviyedeki HDL kolesterolüne (iyi kolesterole)de bağlıdır. Kilo kaybı kolesterol seviyenizi düzeltebilir.

YÜKSEK TANSİYON : Yüksek tansiyon kalp hastalıklarının ve felcin başlıca risk faktörüdür. Obez yetişkinlerin yüksek tansiyonlu olmaları, sağlıklı kiloda olanlara nazaran iki kez daha olasıdır.

Kilo kaybı tansiyonunuzu düşürebilir.

HAMİLELİK KOMPLİKASYONLARI : Obezite hamilelik esnasında gelişen yüksek tansiyon ve bir şeker hastalığı tipi riskini arttırır. Obez kadınların doğum sancısı ve doğum yapmayla ilgili problemlerinin olması olasıdır.

DÜZENSİZ ADET GÖRME VE KISIRLIK : Karınsal obezite kadınlardaki kısırlığın bir nedeni olan polikistik yumurtalık sendromu ile bağlantılıdır.

PİSİKOLOJİK VE SOSYAL ETKİLER : Obezitenin en üzücü durumlarından biri depresyon ve ayrımcılık gibi duygusal acılardır. Modern topluluk fiziksel görünüme büyük önem vermektedir. Çekicilik çoğunlukla kadınlarda ince bir vücut ile denkleştirilir. Mesajlar kasıtlı veya kasıtsız olsa da, fazla kilolu kişilere kendilerini cazibesiz hissettirir. Obez kişiler çoğunlukla işyerlerinde, okulda, iş arayışında ve sosyal mevkilerde önyargı veya ayrımcılıkla karşılaşırlar. Geri çevrilme hissi, utanç veya depresyon yaygındır.

Metabolik Sendromu ve Karınsal Obezite Nedir?

Büyük bel ölçüsü olarak tanımlanan karınsal obezite sendromun bir parçasıdır.
Metabolik sendromu şeker hastalığına sebep olabilen ensülin direncine ve kalp hastalığına yakalanmadaki yüksek riskle bağlantılıdır.
Bu risk faktörlerinden en az üçüne sahipseniz metabolik sendromunuz vardır:

* Büyük bir bel ölçümü (karınsal obezite) (yok)
* Trigliserid yüksekliği (150 veya üzeri )
* Düşük HDL veya iyi kolesterol seviyesi (kadınlar için 50 nin altında)
* 130/ 85 veya üzeri tansiyon
* 110 veya üzeri açlık kan şekeri

Metabolik sendromunuz varsa geliştirilmiş diyet, kilo vermek ve fiziksel aktiviteyi arttırmak çok önemlidir.

Obez İsem Sağlığımı Nasıl Düzeltebilirim?

Sağlıklı bir vücut ağırlığına ulaşmanın ve korumanın anahtarı düzenli fiziksel aktivite ile birlikte sağlıklı beslenmenin dengesini kurmaktır.

Sağlığınızı düzeltmek için gerekli adımlar:

Sağlıklı kiloyu amaçlayın: Fazla kilolu veya obezseniz vücut ağırlığınızın sadece %10 unu azaltmanız sağlığınızı düzeltebilir.Yavaş yavaş zayıflayın haftada 230 gramdan 1 kiloya kadar. Geçici diyetler yapmayın. Bu çoğu zaman sağlığınıza zarar verebilir.Güvenli bitkisel tedavi uygulayın. Farmasötik /alopatik zayıflama ürünlerinin halen daha önemli yan etkileri vardır. Aynı zamanda, yaşam tarzınıza uygun olan diyet planı ve uygun antrenman.

Mükemmel kilonuzu korumanıza figurin nasıl yardımcı olur? Daha fazla bilgi edinin

Aktif olun: Haftanın büyük bir kısmında en az 30 dakika fiziksel olarak aktif olun.

Düzenli egzersizler kilo kontrolünde çok önemlidir ve sağlığa daha başka birçok faydası vardır.

Egzersizin en basit yollarına yürüyüş, yard work, ev işi ve dans etmek dahildir.

Güzel yiyin : Daha küçük porsiyonlarda yiyin; yağı ve kalorisi az yiyecekleri daha çok tüketin.

Örneğin bolca meyve ,sebze ve tam tanelileri yiyin. Her gün beş porsiyon meyve ve sebze yemeye çalışın. Doymuş yağ oranı az yiyecekleri tercih edin ve çok şekerli veya tuzlu yiyecekleri az tüketin.

 



 
Ağu
13
    

Toplumda bağırsak kurtları olarakta bilinen yetişkin ve çocuklarda görülebilen,meyve ve sebzelerin iyi yıkanmadan tüketilmesi sonucu
ortaya çıkan ve çeşitleri olan bir hastalıktır çeşitleri..

Oksiyürler

Iplik inceliginde, sarimtirak beyaz renkte, boylari iki milimetre ile bir santimetre arasinda degisen ve diski ile atilabilen bagirsak parazitleridir. Hastalik, oksiyür yumurtalarinin agiz yoluyla alinmasi ile bulasir. Yumurtalar disi oksiyürler tarafindan makat çevresine birakilir. Makatta kasinti olmaya baslar. Çocuk kasindigi zaman tirnak aralarina giren yumurtalar bir sey yerken agiz yoluyla tekrar bagirsaklara ulasir. Kiz çocuklarinda üreme organina kaçan yumurtalar ve oksiyürler akintilara sebep olurlar.

Tedavi:

*Oksiyürlerle mücadele ilaçlarla yapilir.
*Doktor, bütün aile üyelerine ayni tedaviyi uygular.

Korunma:

*Çocuklarin tirnaklarinin kisa kesilmesi
*Kasinmamalari için uyarilmali
*Tuvaletten çiktiktan sonra ve oyundan geldikten sonra eller mutlaka sabunla yikanmali
*Iç çamasirlari yikanirkan kaynatilmalidir.

Askarisler

Oksiyürlerden daha tehlikeli parazitlerdir. Boylari 15 ila 40 santim arasinda oldugu için, bunlara halk dilinde "bagirsak solucanlari" adi verilir. Disi solucanlarin yumurtalari diski ile atildigindan bu hastalik insan gübresi ile sulanan sebzelere bulasir. Çig olarak, hele yikanmadan, yenen sebzelerle birlikte ince bagirsaga ulasan yumurtalar, burada açilarak larva(yavru) haline gelirler. Larvalar bagirsak zarini delerek kana karisirlar. Kan dolasimi ile akcigerlere kadar gelir; iltihaplara sebep olurlar. Askarisler, safra kesesine kadar ulastiklari takdirde sarilik ortaya çikar.

DIKKAT: Askarisler yumurtlamak için tekrar barsaklara dönerler. Bazen yumrular halinde birleserek barsak tikanmalarina yol açarlar.

Tedavi:

Askarislerin tedavisi de oksiyürlerde oldugu gibi ilaçla yapilir ve tedavi bütün aile üyelerine uygulanir.

Korunma:

*Sebzeler mümkün mertebe çig olarak yenmemeli; yenecegi zaman bol su ile yikanmalidir.
*Bunda da temizlige son derece dikkat edilmeli; çocuklara temizlik aliskanligi kazandirilmalidir.

Tenyalar:

Tenyalar, askarislerden daha uzun olup boylari 4 ila 10 metre arasinda degismektedir. Baslari topluigne büyüklügünde, gövdeleri yassi halkalarin birbirine eklenmesi ile olusmustur. Tenyalarin varligi, bu parçalarin koparak diskiya karismasi sonucu anlasilir. Tenya yumurtalari da yine diski ile atilir. Yumurtalar büyükbas hayvanlarin vücudunda konaklar veya larva haline dönüsürler. Dolayisiyla, insana da bu hayvanlarin etiyle bulasir. Iyi pismemis yahut çig olarak yenen etlerle insan vücuduna girer; barsaklarda yerlesirler. Tenyalar salgiladiklari zehirli maddelerle organizmayi etkiler, çesitli rahatsizliklara sebep olurlar.

Belirtileri:

*Diskida tenya parçalarina rastlanmasi
*Bas dönmesi, karin agrisi, kusma, ishal ve devamli açlik duygusu

Tedavi:

*Tenyalari düsüren özel ilaç kullanilarak tedavi edilir.

Çengelli Kurtlar

Beyaz ya da sarimtirak renkte olan çengelli kurt, 8 milimetre ila 1,5 metre arasi boydadir. Yumurtalari pis sularda gelisir. dolayisiyla çocuklara pis sulardan geçer. Onikiparmak barsaginda yerlesir ve çogalirlar. Kan emerek beslendiklerinden bir müddet sonra kansizlik ve sindirim sistemi bozukluklarina sebep olurlar.

Tedavi:

Doktor kontrolünde ilaçla yapilir. Yukarida geçen temizlik kurallari süphesiz burada da geçerlidir.

Kedi-Köpek Parazitleri

Kedi, köpek, tavsan gibi evcil hayvanlarin barsaklarinda gelisen bazi solucan tiplerinin disileri, yumurtalarini bu hayvanlarin diskisina birakirlar. Diski ile disari atilan yumurtalar etrafa yayilirken; ayni zamanda hayvanlarin tüyleri arasina da girerler. Çocuk onlari severken tirnak aralarina geçer; oradan da yemek yerken agiz yoluyla barsaklara ulasirlar.

Ince barsaklara açilan yumurtalar, kurtcuk(larva) halinde kalip gelismezler. Barsak çeperlerini delip kana karisirlar. Kan yoluyla karaciger, akciger, beyin zari ve göz gibi hayati önem tasiyan organlara yayilirlar.

DIKKAT:Tedavi ile vaktinde zararsiz hale getirilmeyen parazitl larvalari, yerlestikleri dokularda kalip kireçlesirler. Kireçlenmeleri halinde ameliyattan baska çare yoktur. erken müdahalelerde ilaç tedavisi yeterlidir.

Korunma:

Parazit tasima ihtimali olan ev hayvanlari ilaçlanmali, temizliklerine dikkat edilmeli ve vaktinde asilari yaptirilmalidir.



 
Ağu
11
    
ekip | 11 Ağustos 2008 10:12 | 0 fav | etiket: , , , ,  

Hani bazen içimize bir sıkntı gelir,boğuluyo gibi oluruz,nefes almakta zorlanır,kalp atışımızı duyar olur,çarpıntı ile ölücekmiyim gibi bir korku basar işte bu maalesef bu meret hastalığın belirtileri ama panik(atak) yapmayın tedavisi var,hastalığı yakından tanıyalım o zaman..
Günümüzün değişken, oynak yaşam ortamlarında, yaşam kaygılarının artması, maddi ve manevi kaos ile belirsizlik durumunun yarattığı “hiçlik duygusu”nun çoğalmasıyla paralellik gösteren panik atak, tüm dünyada toplum sağlığını tehdit eder boyuta gelmiş durumdadır.

Uzmanlar tarafından “psikolojik bir sendrom” olarak tarif edilmesine karşın, hasta, çoğunlukla yaşadıklarının gerçekten fiziksel kaynaklı sorunlar olduğunu ama kimsenin hastalığının gerçek sebebini bulamadığını düşünmektedir. Doktorların hastanın durumuna “psikolojik” tanısı koymasının ardından, bu sefer de bilinçsiz hasta yakınlarının tavrı hastaya zarar vermektedir. Panik atağın önemsiz bir sorun olduğunun düşünülmesi ve kişiye “hastalık hastası” yakıştırmasının yapılması panik ataklı hastanın durumunu zorlaştırmaktadır. Kendisini yalnız ve çaresiz hisseden hasta ise kısır döngü içine girmektedir.

Hastalığın başlangıç yaşı değişkenlik göstermektedir. Çocuklarda çok nadir ortaya çıkan hastalığın ilk ortaya çıkış yılları 18-25 yaş arasıdır. Hastalık 30-40’lı yaşlarda yüzünü ciddi biçimde göstermektedir.

Panik atağın genetik olup olmadığı konusunda herhangi bir bulguya rastlanmamıştır.

Panik atak krizi geldiğinde 5-45 dakika sürmekte ve şiddeti hastadan hastaya değişmektedir.

Panik atak hastanın yaşam kalitesini olumsuz etkileyen bir hastalıktır. Krizler ve ölüm korkusu gibi nedenlerle hasta evde tek başına kalamamak, tek başına dışarı çıkamamak gibi olumsuzluklarla karşılaşmaktadır. Sürekli başına kötü bir şey geleceği ve yabancıların ona yardım etmeyeceğinden korkan bazı hastalar mesleklerini sosyal hayatlarını bırakmak zorunda kalabilmektedirler. Korkuların ve yaşananların ciddiye alınmaması ise ailevi ilişkilerin zedelenmesine dahi yol açabilmektedir. İzole bir hayat yaşayan hastaların durumu ise ağırlaşmaktadır.

Belirtileri 

1 -  Çarpıntı, kalp atımlarını duyumsama
2 -  Terleme
3 -  Titreme ya da sarsılma
4 -  Nefes darlığı ya da boğuluyor gibi olma
5 -  Soluğun kesilmesi
6 -  Göğüs ağrısı ya da göğüste sıkıntı duyma
7 -  Bulantı ya da karın ağrısı
8 -  Baş dönmesi, sersemlik hissi, düşecekmiş ya da bayılacakmış gibi olma
9 -  Dış dünya yada kendisi gerçekliğini kaybetmiş gibi hissetme.
10- Kontrolünü kaybedeceği ya da çıldıracağı korkusu
11- Ölüm korkusu
12- Uyuşma ve karıncalanma duygusu
13- Üşüme ürperme ve ateş basması

Tedavi

Panik atak tedavisi mümkün olan bir hastalıktır. Hastaya öncelikle hastalığı nasıl kontrol edebileceği öğretilmektedir. Bunu başarabilen hasta ilerleyen zamanlarda panik atağı tamamen hayatından çıkartabilmektedir.

Panik atak tedavisindeki en büyük sorun hastanın fiziksel bir rahatsızlığı olduğuna inanması ve bu nedenle psikolojik desteği geç aramasıdır. Yapılan araştırmalar, panik atak tanısı konulan hastaların yüzde yetmişinin hastalığın ne olduğunu bulmak için en az on doktora gittiğini göstermektedir. Birçok defa tam sağlık denetimi yaptırmış ve gereksiz bir sürü ilaç kullanmış olan hasta doğru yere geldiğinde panik atak teşhisi koymak ise kolay olmaktadır.

Sadece psikiyatrisiler tarafından tedavi edilen ve dönem dönem ilaç kullanılmasını da gerektiren tedavi aşamasında hastanın doktoruna güvenmesi çok önemlidir. Güven duyulan ve rahat hissedilen bir uzmana gidilmesi tedavi sürecini hızlandırabilmektedir.

Tedavi sırasında nefes ve rahatlama egzersizleri, atağın üstüne gitme teknikleri ve kas gerginliğini yok etmeye yönelik alıştırmalar hastaya öğretilmekte ve uygulanmaktadır.

Panik atağın bir hastalık olduğu kavranmalı, buna göre tedaviye devam edilmelidir.



 
Ağu
09
    
ekip | 09 Ağustos 2008 12:24 | 0 fav | etiket: , , , , , ,  

Tifo,genelde meyve ve sebzelerin iyi yıkanmaması ve içme sularının kirliliği ile inanlara kolayca bulaşabilen bir hastalıktır,daha yakından iceleyecek olursak
Genelde salgın şeklinde ve yaz-sonbahar aylarında görülür. Tifo kalbi, beyni, böbrekleri, akciğerleri, karaciğeri, göz ve kulak sinirlerini etkiler. Hastalık etkeni Salmonella typhi adlı bir bakteridir. Bu mikrop vücuda girdikten 7-15 gün sonra hastalık ortaya çıkar. Mikrop, tifolu hastaların dışkılarında veya idrarlarında, kanlarında, tükürüklerinde veya vücutlarında görülen deri döküntülerinde bulunur.hastanın hastalık süresince bol su içmelidir.

Belirtiler
* Hastalığın ilk günlerinde yorgunluk ve baş ağrıları
* Birkaç gün sonra ateşin yavaş yavaş yükselmesi
* İştahsızlık
* Burun kanaması
* Bronşit
* Mide ve bağırsak bozuklukları ile birlikte ishal
* Bir kaç gün sonra ateşin de biraz daha artmasını takiben göğüste, karında ve sırtta pire ısırığına benzeyen kırmızı lekelerin belirmesi
* Tansiyonun düşmesi, nabzın yavaşlaması *Hastalığın üçüğerncü haftasında karnın gerginleşip şişmesi
* Bağırsak kanamaları
* Bademciklerin iltihaplanması
* Kilo kaybı
* Üçüncü haftanın sonlarından itibaren, ateş düşmeye ve diğer belirtiler kaybolmaya başlar.


Korunma
* İçme ve kullanma sularının kontrolü
* Besin hijyeni
* Lağım ve kanalizasyon tesislerinin hijyen şartlarına uygun duruma getirilmesi
* Tifo aşısı: Kesin koruyucu değildir. Ölü tifo aşısı % 51-67 oranında koruyuculuk sağlar. Canlı atenüe oral aşı ise yakın oranlarda koruyuculuğa sahiptir ve yan etkileri daha azdır.



 
Ağu
02
    
ekip | 02 Ağustos 2008 16:40 | 0 fav | etiket: , , , , , , , ,  

Gut hastalığı genelde erkeklerde ve özellikle alkol tüketimi yoğun olan kişilerde görülmekle beraber,birayı sıklıkla tüketenlerde daha fazla görülebilmektedir,o zaman
biraz yakından tanıyalım gut hastalığını..
Hastalığın diğer isimleri: podagra, damla hastalığı, nikris.
Pürin adı verilen ve bir madde ile ilgili meydana gelen sorunlar nedeni ile gelişen bir hastalıktır.

Metabolik ve renal adı verilen iki tip gut hastalığı vardır. Metabolik olarak adlandırılanda; pürinli maddelerin fazla yapımı, renal tipinde ise pürinli maddelerin böbreklerden yetersiz düzeyde atılması söz konusudur.

Her iki durumda da vücutta artan pürin maddesi sonunda ürik asite (ürat) dönüşür ve vücutta ürat miktarı artar. Kanda artan ürat eklemlerde, deride, eklem kılıflarında ve kulak kepçesinde birikir. Bunlara tofus adı verilir.

Hastaların %90 ından fazlası erkektir. Ayrıca yaş ilerledikçe kandaki ürik asit miktarı artar.

Zamanla beyin ve böbrek damarlarında sertleşme ve darlık meydana gelebilir. Gut hastalarında böbrek taşı gelişimi sıktır.

Gut hastalığının tanısının konulabilmesi için; dokularda ürat kristalleri birikmeli ve en az bir eklemde artrit meydana gelmesi gerekir. Yani kanda ürik asit miktarının artması tek başına gut hastalığı tanısı koydurmaz. Hastalık akut ataklarla seyreder.

Ailevi bir durum söz konusudur. Aşırı beslenme ve alkol bu hastalığın gelişmesine katkıda bulunur.

İlk ortaya çıkışı ve ilk gut atağı genelde ayak başparmağının ilk ekleminde ortaya çıkar. Eklem şiş, üzerindeki deri kırmızı-leylak rengi karışımı ve son derece ağrılıdır.

Atakların tedavisi

Hasta yatak istirahatine alınır ve kolşisin, antiinflamatuvar, kortikosteroid grubu ilaçlar kullanılır.

Ataklar arasında yapılacak tedavi

Gut krizi tedavi edildikten sonra; soğuk ve rutubetten korunulur, günde 2-3 litre su içilir ve kilo vermeye çalışılır.

Diyet: Bol miktarda pürin içeren sakatatlar, konserve balıklar ve diğer deniz ürünleri, et suları alınmamalıdır. Diğer beyaz etler ve sığır eti az miktarda alınabilir.Alkol kesinlike zararlıdır. Çay, kahve ve kakaoda az miktarda pürin bulunur, bunlar az miktarda alınabilir. Baklagiller de bol miktarda pürin içerir, bu nedenle alınmaz. Pirinç alınabilir, tereyağında pürin yoktur.

Ürik asit yapımını azaltan ilaçlar kullanılır: allopürinol.

Ürik asit atılımını arttıran ilaçlar kullanılır: probenesid, sulfinpirazon.



 
Tem
30
    

Apandisit söylenmesi zor ama kendisinin tedavisi kolay bir hastalıktır,yani fazlaca korkacak ve panikleyecek
bir hastalık değildir,öyleyse bakalım şu apandisit hastalığına biraz.
Apendiksin (apandisin) çoğunlukla dışkı veya daha az bir ihtimalle safra taşı, tümör ya da barsak kurudyla tıkanması sonucu iltihaplanmasına apandisit denir. Apandisin vücuttaki fonksiyonu henüz bilinmemektedir. Sadece lenf dokusu bakımdan zengin bir yapıdır. Yine de apandisin iltihaplanması sonucu yırtılıp karın bölgesinde yayılmasıyla, ciddi problemler ortaya çıkar. Tedavi edilmediğinde tehlikeli bir hastalık olan apandisit, karın zarının iltihaplanmasına yol açabilir.

KİMLERDE GÖRÜLÜR? GÖRÜLME SIKLIĞI NE KADARDIR?

Yapılan araştırmalara göre A.B.D'de ve diğer batı ülkelerindeki insanların yaklaşık %10'unun hayatının bir döneminde apandisite yakalandığını göstermiştir. Bu hastalığın ortaya çıkmadığı yaş yoktur. 2 yaşından küçük çocuklarda görülme ihtimali nadirdir. Bu yaştan sonra görülme sıklığı artar ve en çok genç yetişkinlerde, 20 yaşından sonra görülmeye başlar. Bu dönemden sonra en sık yaşlılık döneminde ortaya çıkar.

Erkekler, apandisite, kadınlara oranla daha fazla yakalanır. Bu oran 1.5/1' dir. Fakat çocukluk döneminde, hem kızlarda hem de erkeklerde görülme ihtimali eşittir.

APANDİSİTİN NEDENLERİ VE ORTAYA ÇIKIŞI

Apandis; içi boş, kanal şeklinde dar bir yapıdır. Burada bir çok mikroorganizma yaşar. Bu mikroorganizmalar, barsakta da yaşayan mikroplardır. Apandisin içi, dışkı ya da safra taşı gibi nedenlerle tıkandığında, kalın bağırsakla bağlantısı zayıflar. Böylece mikroplar hastalık yapıcı özellik kazanırlar. Böylece burada iltihap oluşmaya başlar. Hem mikropların birikmesi, hem de iltihap oluşması apandiste basıncın artmasına yol açar ve çürüme başlar. En sonunda apandis patlar.

Apandisin tıkanmasının nedenlerinden biride, aynı bademcikte olduğu gibi lenf dokularının şişmesidir. Fakat iltihaplı apandislerin çok az bir kısmında apandis kanalının tıkanmasının nedeni açıklanamamaktadır.

APANDİSİTİN BELİRTİLERİ VE TİPLERİ

İki tip apandisit vardır. Bunlardan birincisi akut apandisittir. Belirtileri şiddetli seyreder ve ameliyat olmayı gerektirir. Mukuslu, irinli ve kangrenli olmak üzere üç tipi vardır. Mukuslu apandisitte iltihap artmıştır ve apandis büyümüştür. En çok karşılaşılan tiptir. Tedavi edilmezse irinli apandisit oluşur. İrinli apandisit, apseye neden olur ve bağırsağın diğer bölümlerine yayılabilir. Ülserleşmesi sonucunda karın zarı iltihabı meydana gelir. Kangrenli akut apandisitte, kanın pıhtılaşması sonucu, apandise gelen kan miktarında azalma vardır. Sonuçta doku ölümü gerçekleşir ve apandis kopar. Yayılması sonucu daha ağır bir karın zarı iltihabı gerçekleşir.

Akut apandisitin en önemli belirtisi, karın ağrısıdır. Bu ağrı göbek çevresinde, yavaş yavaş artan bir şiddette karnın sağ alt tarafına yayılan künt tarzda bir ağrıdır. Yaklaşık 4-5 saat sürer ve bu süre içinde şiddeti azalır ya da artar. Bu ağrı, kasık bölgesinde, sırtta ya da genital bölgede hissedilebilir.

Ayrıca bir çok olguda iştahsızlık, bulantı, kusma meydana gelebilir. Ateş hafif yükselmiştir. İshal ya da kabızlık bazı çocuklarda görülebilir. Hastanın rengi solmuştur ve nabız yükselmiştir.

Kronik apandisit, akut apandisite göre daha hafif seyreder. En çok görülen belirtisi sık sık fakat daha hafif şiddette karın ağrısıdır. Hemen ameliyat edilmesi gerekmez. Bulantı ve kusma yoktur. Kronik apandisitte ateş yüksekliği saptanmamıştır.

APANDİSİT NASIL SEYREDER?

Hastalığın tedavi edilmediği durumlarda, belirtiler genelde şiddetlenmekle beraber az bir hastada ise şikayetler azalır. Şiddetlendiği durumlarda, karnın sağ alt bölümünde dokunulduğunda hissedilebilen bir şişlik, kütle vardır. Dinlenmeyle ve ilaç tedavisiyle bu şişlik azalabilir. Ayrıca apandisitin şiddetlendiği durumda ortaya çıkabilecek bir diğer tehlike karın zarının iltihaplanmasıdır. (Peritonit) Acil tedavi edilmesi gereken bir durumdur. Ateş çok yükselmiştir ve karın ağrısı çok şiddetlidir. Hastanın rengi sararmıştır ve kusma görülür. Ölüme yol açar.

APANDİSİT TANISI

Apandisitin tanısını koymak zor olabilir. Çünkü hastalığın belirtileri bir çok hastalıkta da vardır. Özellikle apandisitin yerinin değişken olması tanıyı iyice güçleştirir. Doktor muayenesinde hastanın hareket etmekten çekinmesi, hareket sırasında ağrının artması apandisit şüphesini arttırır. Yapılan ultrasonografi ve bilgisayarlı tomografi ile apandisin yapısı hakkında bilgi elde edilir. Ayırıcı tanı için, diğer çevre organların da incelenmesi gereklidir. Ayrıca karnın sağ alt tarafına bastırılınca ağrının artması önemli bir bulgudur.

APANDİSİT TEDAVİSİ

Apandisit, tedavisi kolay bir hastalıktır. İlaçla yapılan tedavi, antibiyotiklerin kullanılması, hastalığın iyileşmesini sağlamaz. Apandis, antibiyotiğin zor ulaşabileceği bir yerdedir. Kesin tedavi için ameliyat şarttır. Kolay bir ameliyattır. Bu ameliyat sırasında apandisit alınır. Yaklaşık 30-40 dakika sürer ve 1 gün hastanede yatma süresi vardır.

Apandisit, tehlikeli bir hastalık olduğundan ve ölüme yol açtığından, hasta hemen ameliyat edilmelidir. Hastalığın belirtilerinin ağırlaşmasını beklemeden yapılan bu uygulama, tanının yanlış konmasına neden olabilir. Ameliyat sırasında apandis sağlam dahi olsa, çıkarılmasında fayda vardır.

Hastalığın şiddetlendiği ve karın zarı iltihabına neden olduğu durumlarda ise öncelikle hastanın genel sağlık durumu kontrol altına alınmalıdır. Fakat çocuklarda böyle bir durum söz konusu ise ameliyat edilmesi gerekir.

Bazen apandis bir zarla çevrilir ve iltihap karın içine yayılmaz. Bu durumda hemen ameliyat yapılmaz. Hastanede gözetim altında tutulan hastaya antibiyotik tedavisi uygulanır. Durum düzeltilemezse hasta, ameliyata alınır. Apandisiti olan kişilerin kendi başlarına ağrı kesici kullanmamaları gerekir. Tedavi sonucunda ağrıları geçmeyen kişilerin doktora tekrar başvurmaları gerekir. Çünkü başka hastalıklar da varolabilir.

 



 
Tem
29
    
ekip | 29 Temmuz 2008 22:11 | 0 fav | etiket: , , , , ,  

Migren için insanın başını ağırtan hastalıkta diyebiliriz,genelde bayanlarda daha sık görüldüğü bilinsede son yıllarda migren her iki cinstede artış göstermektedir,yakından tanıyalım migreni biraz..Halk arasında yarım baş ağrısı diye bilinen ve soğuk bir terleme ile birlikte gelip, başın ve yüzün yarısını kaplayan özel bir baş ağrısıdır.

MİGRENİN BELİRTİLERİ NELERDİR? MİGREN KAÇ EVREYE AYRILIR?

Hasta migren sırasında bir müddet kendini soyutlamak, dinlenmek ihtiyacı hisseder. Bazı belirtiler hastayı baş ağrısından daha çok rahatsız edebilir. Migreni beş evreye ayırabiliriz:

UYARICI BELİRTİLER

Yorgunluk,
Işıktan ve sesten rahatsız olma,
Kaslarda ağrı,
Mide bulantısı, kabızlık, ishal,
Susuzluk, idrara sık çıkma
huzursuzluk, üzüntü
gibi belirtiler migren atağının geleceğini gösterebilir.

AURA DÖNEMİ
Migren ağrısından ortalama 20 dakika kadar önce görülen dönemdir. Tek taraflı görme kaybı, kör nokta, ışınsal tarzda renkli titrek çizgiler, ışık çakması, kolda bacakta karıncalanma, uyuşma hissi olabilir. Örneğin aura dönemi geçiren bir hasta bu durumu şöyle tanımlamaktadır: Kısmi görme kaybı yaşıyorum. Bu hep baş ağrım olmadan hemen önce oluyor. Ortalama yarım saat sürüyor. Baş ağrım başladığında görmem normale dönüyor.
Aura migren habercisi olarak kabul edilmektedir.

BAŞ AĞRISI DÖNEMİ
72 saate kadar sürebilen bir dönemdir. Başın tek tarafında zonklayıcı bir ağrı vardır. Bazen başın iki tarafı da tutabilir. Hareket ederken ağrı artar. Bununla birlikte bulantı, kusma, ışık ve gürültüden rahatsız olma gibi durumlar mevcuttur. Bir migren hastası bu dönemi şöyle özetlemektedir:
Kafam zonkluyor, beynim patlayacak gibi oluyor. Normal ışık bile beni rahatsız ediyor. Kafamın yerinden fırlayacağını düşünüyorum. Midem bulanıyor. Huzursuz biri oluyorum. Atak başladığı sırada üşüyorum.

AĞRININ GEÇMESİ DÖNEMİ
Ağrının geçmesi için uyumaya çalışmak biraz rahatlamanızı sağlar. Ama ağrının geçmesi için yapılması gerekenler kişiden kişiye değişebilir. Çocuklarda kusma çok faydalı olabilir. Kimisi için de mutlaka ilaç tedavisi gerekir. Bazı hastalar ise atağın geçmesini bekler çünkü başka bir şeyin işe yaramadığını söylemektedirler.

İYİLEŞME DÖNEMİ
Atak geçtikten sonra, daha doğrusu baş ağrısı geçince, bir gün boyunca kendinizi çok yorgun hissedebilirsiniz. Çok yorucu bir işten çıkmış gibi olursunuz. Bazı hastalar ise baş ağrısından sonra kendilerini gayet enerjik hissettiklerini söylemektedir.

MİGREN ATAKLARI NE KADAR SIKLIKLA GELİR?

Atak sıklığı değişken bir durumdur. Kişiden kişiye değiştiği gibi kişinin atak zamanı da değişken olabilir. Ayda 1-2 kez ya da haftada bir atak geçirilebilir. Ayrıca ataktan sonra uzun bir süre atak gelmeyebilir. Ama kesin olan bir şey var ki her gün migren atağı gelmez.

MİGRENİ TETİKLEYEN FAKTÖRLER NELERDİR?

Migren atağının gelmesi için tek bir tetikleyici yoktur. Zaten tek bir tetikleyici migren atağı oluşturmaz. Üst üste gelen etmenler atağın başlamasına sebep olur. Bir hastanede yapılan araştırmalarda migren hastalarından alınan cevaplara göre en sık görülen durumlar stres, hormonlarda değişiklik, halsizlik, yorgunluk ve öğün atlamadır. Çocuklarda aç kalma, az yemek yeme, kadınlarda adet dönemiyle ilgili hormonal değişiklikler migrene neden olabilir.

Şu faktörlerde migren tetikleyicisi kabul edilmektedir:

Yeterince yememek,
Bazı yiyecekler ve içecekler; eski peynir, çerez, çikolata, şarap, alkol, kafeinli içecekler, kahve, çay, katkı maddeleri,
Çevresel faktörler; göz alıcı ışık, ağır koku, seyahat, çok yorulma, hava değişiklikleri,
Hormonal değişiklikler; adet dönemi, gebelik, doğum kontrol hapları,
Uyku problemi; uykusuzluk çekme ya da aşırı uyuma,
Duygusal değişiklikler; endişe, üzüntü, tartışma, heyecan, depresyon, stres,
Baş ve boyunda ağrı; göz, boyun, diş, çene ağrısı,
Bu tetikleyicilerin hepsi bir kişide olmak zorunda değildir. Atak başlaması için yukarıdaki bir kaç neden yeterli olabilir.
MİGREN TEDAVİSİ

Migreni tedavi ederken aynı zamanda oluşabilecek migren ataklarının da önüne geçmek gerekir ki bu hastanın korunmasına yöneliktir. Örneğin, şunları kendiniz yaparak migren ataklarından korunabilirsiniz:

Işıktan rahatsız olanlar güneş gözlüğü kullanabilir,
Aşırı kalabalık ve yorgunluktan uzak durmak gerekir,
Bol bol dinlenmeli, stresten uzak durmalı ve düzenli bir yaşam sürmelisiniz,
Gerginlik yaratan durumlardan kaçınmalı, kendinizi rahatlatan aktivitelere yönelebilirsiniz,
Yürüme, hafif egzersiz bedeninizin rahatlamasını sağlar,
Migren atağı başladığında yastıksız bir yatağa uzanın (gürültüden, ışıktan uzak) ve uyumayı deneyin,
Ayağınızı sıcak ya da soğuk suya koyup rahatlayabilirsiniz,
Baş ağrısı zonklayıcı bir şekildeyse buz torbası koymak faydalı olur,
Baş boyun bölgesine yapılan masaj da rahatlamak için çok yararlıdır,
Bunların dışında hekim kontrolünde ilaç tedavisi uygulanabilir.



 
Tem
29
    
ekip | 29 Temmuz 2008 22:06 | 0 fav | etiket: , , , , , ,  

Alzheimer için kısaca maziyi unutturan hastalıkta diyebiliriz...peki neymiş tam olarak bu hastalık yakından tanıyalım,Alzheimer hastalığı bellek, dil ve mantıklı düşünme de dahil olmak üzere bütün zihinsel yetilerde ilerleyici kötülemeye, gündelik etkinlikleri ve davranışları yerine getirme yetisinde değişikliklerin eşlik ettiği bir hastalıktır.
 Alzheimer belirtileri
Davranışsal belirtiler
Demanslı hastalarda en sık görülen davranışsal değişiklikler apati ve atıllıktır (hiçbir şey yapma isteği duymama).6 Alzheimer hastalığının bir evresinde, genellikle de hastalık ilerlediğinde, amaçsız gezinme ve saldırganlık gibi sorunlar ortaya çıkar.3 Volta atma ve karıştırma (sözgelimi, Alzheimer hastalığı olan kadınlar sürekli çantalarını karıştırıp durabilirler) gibi amaçsız davranışlar Alzheimer hastalığı için karakteristiktir.6

Depresyon
Depresyon semptomları Alzheimer hastalığında yaygındır, hastaların yaklaşık %40-50’sinde bunların varlığı bildirilmektedir. Hastalarda bilişsel bozulmanın daha az olduğu erken evrelerde daha sık ortaya çıkma eğilimindedirler ve hastalığına karşı bir miktar içgörüsü kalmış olan hastalarda daha sık olabilirler.3,7

Ajitasyon
Saldırganlık, kavgacılık, bağırma, hiperaktivite ve disinhibisyon (normal toplumsal sınırların dışına taşan davranışlar) gibi bir dizi davranışsal bozukluğu kapsayan genel bir terimdir. Demanslı hastaların %50’ye varan bir oranında, özellikle de hastalığın orta ve ileri evrelerinde ajitasyon görülür.8,9

Psikoz
Hastaların küçük bir oranında paranoya, sanrılar ve varsanılar ortaya çıkar. Bunlar hastalar ve bakımverenler açısından özellikle sıkıntı verici olabilir ve şiddete yol açabilir. Bir çalışmada, olası Alzheimer hastalığı tanısı konmuş hastaların neredeyse yarısında (%43.5) sanrılar bulunduğu gösterildi.10

Alzheimer hastalığında en sık görülen sanrılar kötülük görme tipindedir (birinin kendi peşinde olduğuna ya da onu öldüreceğine inanmak). Alzheimer hastalığında görülen beş tipik sanrı şunlardır:

• insanların bir şeyler çaldıkları
• o evin kendi evi olmadığı
• eşinin (veya bakımveren diğer bir kişinin) yerine başkasının geçmiş olduğu
• terk edilme
• sadakatsizlik

Varsanılar veya gerçekte olmayan şeyler görme veya işitme belirtileri Alzheimer hastalığı olanlarda sıktır ve daha sık olarak görseldir.9

Uyku bozukluğu –uykuya dalma güçlüğü, sık uyanmalar, geceleri dolaşma ve diürnal ritmlerde değişiklikleri içerir. Uyku bozuklukları Alzheimer hastalığında yaygındır.11


   Tedavi
Başlangıçta önemsenmeyen belirtiler hastalığın teşhisini geciktirebilir ve bu durum ileri aşamalarda hastanın ve ona bakmakla yükümlü yakın çevresinin daha büyük bir sosyo-ekonomik yük altına girmesine neden olur Hastalığı iyileştirmek mümkün değildir .Fakat belirtileri kontrol altına alınabilir. Bu nedenle hastalığın tedavisi ve hastaya yaklaşım, bakım sağlayan birçok insanın katkısını gerektirir. Bunlar aile, sosyal servisler ve tıbbi destektir.

Alzheimer Tedavisinde yeni Gelişmeler Yeni bir araştırmaya göre, östrojen tedavisi, Alzheimer hastalığının ortaya çıkma riskini hayli azaltıyor. New York'ta tamamlanan çalışmada, menopoz sonrası on yıl veya daha uzun süre östrojen kullanan kadınlarda, diğerlerine göre, Alzheimer hastalığının yüzde 40 oranında daha az görüldüğü ortaya konmuştur.

Nedeni tam olarak bilinmeyen Alzheimer hastalığının riski anti-romatizmal ilaçlarla da yüzde 40-50 oranında azaltılıyor.

Yavaşlatıcı ve koruyucu tedavilerin uygulandığı Alzheimerin önlenmesi için aşı araştırmaları yürütülüyor. Son olarak açıklanan aşı ise umut verici. Aşının hayvanlarda etkili olduğu görülmüş. Ancak,insanlar üzerinde kullanılmasının yıllar alabileceği belki de hiç kullanılamayacağı söyleniyor.



 
Tem
28
    

Sedef hastalığı cilt hastalıkları grubuna girmekle beraber,halk arasında şifalı bitkilerle tedavi edilebileceğine inanılır,şimdi bir inceleyelim ismi güzel kendi sıkıntıdan kaynaklanan bu hastalığı.

Sedef hastalığının tipik belirtileri; pembe - kırmızı, hafif kabarık bir zemin üzerinde yerleşik olan, beyaz, irice, parlak ve kuru kepeklerdir. Bu belirtiler 1 - 2 mm.'den 30 - 40 cm.'ye kadar büyüklükte, çok değişik şekillerde ve bir veya daha fazla sayıda olabilir. Ender olarak vücudun çok geniş alanlarını kaplayan tipleri de vardır. Çocuklarda daha az görülür. Tipik belirtiler daha çok gövde, kollar ve bacaklarda görülür ve bunlar doktor olmayanlar tarafından dahi çok kolayca tanınırlar. Saçlı deride, avuç içinde, ayak tabanında, büklüm yerlerinde yerleşenler ise mantar hastalığı, egzama ve benzeri başka hastalıkları çok taklit ederler ve bazen doktorlar dahi bunları ayırd edemeyebilirler. Ancak deri hastalıkları uzmanlarının bu konudaki deneyimleri tanı için yeterli olacaktır. Tırnaklarda da yerleşebilir ve yalnızca tırnakta dahi görülebilir. Tırnakta kalınlaşma, renk değişikliği, çukucuklar görülebilir.

Hastalığın kesin nedeni belli değildir. Kalıtımın %60 - 70 oranında geçerli olduğu kabul edilir. Kalıtıma bağlı olsun ya da olmasın, hastalığa yatkın bir zemin vardır ve çevre faktörleri de bu zemin üzerinde etkili olur. Bu faktörler arasında en iyi bilinenler psikolojik olanlarıdır. Ani şoklar, sıkıntı, gerginlik, sevgi eksikliği, anne - çocuk ilişkisi bozuklukları önemli tetikleyici faktörler olup; hastalığı başlatabilir veya alevlendirebilir. Diş çürüğü, bademcik iltihabı, idrar yolları iltihabı gibi mikrobik odaklar ve sürtme, çarpma, kaşıma gibi zedelemeler de tetikleyici etki yapabilir. Bunların dışında bilinen ciddi bir tetikleyici yoktur. Hastalığın karaciğer veya başka bir organla ilgisi olmadığı gibi, yenilen yiyeceklerle de hiçbir ilgisi yoktur, fakat çok canı çekip de yenilemeyen yiyeceklerin etkili olma olasılığı daha fazladır.



Sedef hastalığının tedavisinde, hastalığın nedeni bilinmediği ve neden yönelik tedavi yapılmadığı için köklü çözüm getirip hastalığı ortadan kaldıracak bir yöntem ve olanak yoktur. Fakat var olan belirtiler tedavi edilir ve yenilerin çıkmasını önlemek için gereken önlemler yeterince alınırsa, uzun süre belirtisiz kalınan dönemler sağlanabilir. Tedavide amaç en az yan etki ile olabilecek en iyi iyileşmeleri elde etmek ve iyilik halini uzun süre sürdürebilmektir. Hastalığın , her hastaya uyabilen tedavi şekilleri yoktur. Hekim, her hasta için uygun olan tedaviyi ayrı ayrı belirleyecektir. Önemli olan hastayla hekimin karşılıklı güven ve uyumlarıdır. Hastanın her şeyden önce iyileşmeyi istemesi ve tedaviye uyum göstermesi gerekir. Tedaviler hakkındaki tereddütlerini de hekimine danışmalı, kulaktan dolma bilgi veya komşu önerileriyle yorum yapmamalı ve tedaviyi bırakmamalıdır. Var olan belirtileri tedavi etmek için yan etkileri daha az olan, yerel uygulanan (deriye dıştan sürülen) ilaçlardan başlanılır. Bu uygulamalarda önce kepek dökücü ilaçlarla yüzey temizlenir ve diğer ilaçların etkinliği arttırılır. Değişik 4 - 5 çeşit yerel uygulama vardır ve genellikle 20 -30 gün içerisinde güzel sonuçlar alınır. Belirtilerin çok yaygın olduğu durumlarda ultraviyole ışını ile özel tedaviler uygulanır (UVB, PUVA, vb.). Bu tedavilerde de bir aydan sonra sonuç görülmeye başlanır ve ülkemizde en az 15 yıldır uygulanmaktadır. Doğal gün ışığı da değişik şekillerde yararlı olmaktadır. Çok inatçı ve ağır tiplerinde yan etkiler göze alınarak çok iyi bir takiple ağız yolu veya iğne şeklinde tedaviler devreye sokulur. Hangi tedavi uygulanırsa uygulansın tetikleyici etkenler de aradan çıkartılmaya çalışılır. Tedavinin başlangıcından itibaren hastanın bir psikiyatrist denetimine alınması, sonucu çok etkiler ve tekrarları azaltır. Banyolardan sonra sürekli nemlendiriciler kullanılıp, derinin kuruma, kaşıntı ve zedelenmesi, dolayısıyla yinelemeler önlenmeye çalışılır. Sedef hastalığı sık tekrarlama eğiliminde olduğu için, hastaların da arayışları çok olacaktır. Tıp dışı tedaviler, kutsal ve şifalı sayılan yerler bu seçenekler arasındadır. Sedef hastalığı, psikolojik kökeni nedeniyle telkine çok yatkın bir hastalıktır ve hasta yapılan işleme inanmasına paralel olarak bu tür işlemlerden etkilenebilir. Bu yönüyle hastaların sömürülmesine de çok yatkındır. Belli bölgelerde sedef tedavisi konusunda ünlü yerler ve buralara sedef turizmi de vardır. İsrail'de Lut Gölü, ülkemizde Kangal Balıklı kaplıcası bu tip alanlardandır. Bu gibi alanların hiçbir tedavi edici özellikleri yoktur. Buradaki etkilenmeler önemli ölçüde psikolojiktir. Kişiler, şöhretini duydukları bir yere etkilenmeye hazır giderler, burada ortamlarından ve stresten uzak kalırlar, ayrıca aynı soruna sahip kişilerle oluşan dertleşme ortamı da doğal bir grup tedavisi oluşturacaktır. Güneş ışığı ve mineralli sular ise hemen hemen her yerde aynıdır. Hele hele içinde ne olduğu bilinmeyen halk işi tedavilere hiç yönelinmemeli; çözüm bir deri hastalıkları uzmanında aranmalıdır.



 
Tem
24
    
ekip | 24 Temmuz 2008 01:19 | 0 fav | etiket: , , ,  

Astım neymiş bir bakalım,astığı astık kestiği kestikmiymiş...

Astım, solunum yollarının süregelen bir iltihap sonucu aşırı derecede duyarlı olmasına ve bazı etkenlerle zaman zaman daralmasına neden olan bir solunum yolu hastalığıdır.
 

Nedenleri
Astımın kesin sebebi belli değildir. Genel kabul gören görüşe göre, doğuştan soluk boruları duyarlı bireylerde çevresel koşulların etkisi ile astım oluşmaktadır. Astımın tipik karakteristiği bronşların mukoza ödemiyle daralmasından ötürü olan episodik dispnedir (nefes darlığı). Bu durum, polijenik bir kalıtım biçiminde genetik kökenli olabilir; fakat enfeksiyon, alerji ve emosyonel faktörler de rol oynayabilir. Psikolojik mekanizmaların rol oynaması için bronşiyal aşırı duyarlığa somatik bir yatkınlık bulunması gerekir. Astımlılarda belirli birtakım kişilik özelliklerine rastlanmasına rağmen, bu hastalıkla birlikte görülen spesifik bir kişilik tipi yoktur; anksiyetenin yol açtığı bazı astım nöbetlerinin nedeni bir şartlı refleksle açıklanabilir. Kesin allerji vakası gösteren bazı hastalarda bulunan yüksek bir immunglobulin (IgE) seviyesi, allerjinin oynadığı rolü açığa çıkarmıştır. Bu gibi hastaların yeni bulunan immunosüpressif ilaçlarla tedavileri yararlı olabilir. Kortikosteroid’ler de tedavide yararlıdırlar, fakat uzun süre ve yüksek dozda kullanılırsa bazı yan etkileri olabilir. Eğer astım nöbetlerinde şartlı anksiete belirgin bir rol oynuyorsa, hayal gücünde sistematik desensitizasyon yöntemi uygulanabilir. Eğer hipersensitivite dolayısıyla hava yolunun reversibl tıkanmasına yol açan birçok stimüle edici faktörlerin astıma neden olduğu düşünülüyorsa, önce mümkün olduğu kadar açık bir biçimde bu fiziksel ve psikolojik nedenlerin tablosunu çizmek ve bunlardan herbirini tedavi ederken hastayı sürekli kontrol altında tutmak gerekir. Astım sıklıkla bir allerjiye bağlı olmakla beraber (%60-80) allerji olmadan da astım olabilir..

Belirtileri
Hastalarda zaman zaman hırıltı, nefes darlığı ve öksürük olur. Bazı durumlar astım belirtilerinin çok artmasına sebep olur. Bunlar: mikrobik hastalıklar, soğuk hava, kirli hava, sigara dumanı, allerji yapıcı maddeler(allerjenler), egzersiz ve psikolojik bozukluklardır. Astımda belirtilerin aniden ortaya çıkmasına astım atağı veya astım krizi adı verilir. Bu durumda hastalarda ağır bir nefes darlığı olur. Astımı belirtilerin şiddetine göre hafif aralıklı, hafif süregen, orta süregen ve ağır süregen olarak sınıflamak mümkündür. Astımın tanısında muayene bulgularının yanısıra, kanda IgE’ nin ve eozinofil adı verilen akyuvarın sayısının yüksek bulunması, solunum testlerinde soluk borusunda daralma olduğunun gösterilmesi ve deri testleri ile hastaların neye karşı allerjisi olduğunun gösterilmesinin çok büyük bir rolü vardır.

Tedavi
Tedavide kullanılan ilaçlar iki gruba ayrılır. Birinci grup ilaçlara rahatlatıcı ilaçlar adı verilir (salbutamol, terbutalin gibi). İkinci grup ilaçlar astımdaki temel sorun olan hava yolundaki iltihabın azaltılmasına yöneliktir. Bunlar da solunum yoluyla alınan kortikosteroidler, kromolin sodyum, nedokromil sodyum, teofilin ve lökotrien reseptör antagonistleridir. Allerjik astımlı hastaların bir kısmında ilaç tedavisi ve korunma yöntemleri etkili olmamakta ve aşı tedavisi(immünoterapi) gerekli olmaktadır. Astım, özellikle çocuklarda hafif bir tablo gösterirse belirtiler (%50-%60) tamamen kaybolabilir. Ancak yetişkin astımlıların belirtileri çoğu kez ömür boyu kalıcıdır